Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi, yıllardan beri süre gelen AB-ABD ve IMF’ye endeksli siyaset yüzünden umudunu yitiren Türk milletinin umutlarını yeşertti. Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresini düzenleyen Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) Türkiye’nin her tarafından e"posta, faks, telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldi. “Küresel Krizde Son Durum Ve Milli Ekonomi Modeli’nden Çözümler” konulu kongrenin kapanış konuşmasını tezin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş yaptı. Kapanış konuşmasında “Bizim önemli bir vasfımız var. Olayları dedikodudan ibaret bırakmayız, hepsine çare bulup reçete yazarız. Yani bizim görevimiz bir nevi doktorluktur” diyen Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşmasını yerli ve yabancı 100’den fazla bilim adamı takip etti.
MEM karşısında diğer sistemler kar gibi eriyor Kongreye katılan yabancı akademisyenlerden Rusya Bilimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Victor Minin, Türkiye’yi ve Türkleri Müslüman oldukları ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı yetiştirdikleri için sevdiğini söylediği konuşmasında Kapitalizm düzeninin sona ermekte olduğunu söyledi. “Batı kan dökmekten başka bir şeyden anlamaz” diye konuşan Prof. Minin, “Batı medeniyetinin artık dünya ülkelerine sunacağı bir şey kalmadı. Batının teklif edebileceği tek bir şeyi kaldı; savaş... Ama kimse savaşmak istemiyor. Dolayısıyla günümüzün savaşları para savaşlarına dönüşmüştür. Faize dayanan iktisat sistemi çöküyor. Bu süreç, Allah"ü Teala’nın öngördüğü doğal ve objektif bir süreçtir. Eski iktisat modelleri Bursa’ya yağan kar gibi eriyip gidiyor. Milli Ekonomi Modeli dönemi geliyor. Ben sizi seviyorum. Ülkenizi seviyorum. Lideriniz Haydar Baş’ı seviyoruz” dedi.
Prof. Dr. Baş Şii"Sunni ayrımına son verecek Konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Ehli Beyt üzerine yayınlamak üzere olduğu Hz. Ali ve Hz. Fatıma kitaplarının önemine de değinen Rus bilim adamı Prof. Dr. Victor Minin, “Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli’yle ayağa kaldırmaya çalıştığı İslam dünyasında Şii" Sünni ayrımına da son vermeye çalışıyor” dedi. Prof. Minin şöyle konuştu: “Ehli Beyt üzerine çalışmalarıyla Prof. Dr. Haydar Baş Batı dünyasının sürekli kaşıdığı Şii"Sünni ayrımcığını çözmeyi amaçlamış. Bu ayrımcılığın çözümü ileride Müslüman ülkeler arasında çıkabilecek çatışmaları önleyecektir. Prof. Baş sadece problemi teşhis etmekle kalmamış çözümü için de adım atıyor. Bundan dolayı Haydar Baş’ı bir kez daha tebrik ediyorum.”
Kongrenin etkisi büyük oldu Yedincisi Bursa’da gerçekleştirilen Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nin vatandaşlarca yoğun bir şekilde beğeniyle izlendiği ve Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) e"posta, faks ve telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldiği açıklandı. Asgari Ücretliler Derneği Genel Başkanı Kazım Çorap gönderdiği mesajda ekibiyle birlikte kongreyi ilgiyle takip ettiklerini ve Prof. Dr. Haydar Baş’la görüşmek isteklerini iletti. UBEMB’ye Türkiye’nin her tarafından gelen mesajlardan bazıları şöyle:
Haydar Baş kavgaları bitirecek Ferit Kaçar"Hakkâri: Ülkemizdeki kardeş kavgasını durduracak Kürt"Türk’ü kardeş yapacak tek insan. Hürriyet Çiçekçisi" Siirt: Zevkle seyrettim. Türkiye’yi kurtaracak kişinin Haydar Baş olduğunu anladım. Kendisi ve diğer konuşmacılar mükemmeldi. Mehmet Ceyhan " Kilis: Programı 10 kişilik arkadaş grubu ile izledik. Bizde oluşan kanaat içinde bulunduğumuz ekonomik buhranın tek çıkış adresi olarak bu işi sayın Haydar Baş’ın yapacağıdır. Ali Metin Kurt " Mardin: Programı ailece izledik. Milli Ekonomi Modeli’ni destekliyoruz, takip ediyoruz ve hayata geçmesini bekliyoruz. Süleyman Ayaz " Ankara: Kongre programını beğenerek izledik. AKP’nin miadı artık doldu. Rıdvan hatipoğlu " Ankara: MEM beni çok etkiledi. Ben de BTP’de görev alabilirim. Hasan Altıparmak " Antalya: Bu kadar bilim adamı nasıl bir araya gelebilir? Medya nasıl böyle müthiş bir olayı saklamaya çalışabilir.
Saadet MEM’den kopya çekiyor Burhan Demir " İstanbul: Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş Prof. Dr. Haydar Baş’ın projesini kopya çekti. Haydar Hoca’nın farkı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Fakat maaselef biz ona yanlış yaptık artık istikametimizi düzeltiyoruz. Saadet partisine oy vermiştim. Artık tövbe ediyorum. Bundan sonra desteğim Haydar Baş’a’dır. Korhan Güngör " Yalova: Saadet Partisi yönelik konuşmalar yerinde ve çok haklıydı. MHP ve SP’nin tabanında bu kongre programı ciddi etkiye neden oluyor. Herkes Prof. Dr. Haydar Baş’ı beğeniyor. Galip Kuzgun"İstanbul: AKP ve SP aynı şeyleri söylüyor. Bunlar aslında seçimlerde birbirlerine çalışan partiler. Tek doğru konuşan ve proje üreten BTP ve Prof. Dr. Haydar Baş. Ahmet Emin Göksel " Edirne: Saadet partisinin de vatandaşlık maaşı demesi dikkatimizi çekmişti. Bu sözle Saadet Partisi BTP’yi ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı doğrulamış oldu.
Bağımsızlık için MEM şart Durmuş Akgün " Aydın/-ğretmen: Türkiye’nin tam bağımsızlığı, özgürlüğü için Milli Ekonomi Modeli’nin bu ülkede uygulanması lazım. Şahin Katar" Zonguldak: Programı izledim. Prof. Dr. Haydar Baş’ın projeleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra sizinleyim. Adem Büyük " Bitlis: Programı izledim. -nceden MHP’li idim. Haydar Baş’ın fikirleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra ailece oylarımız size. Ahmet Köse " Kayseri: Profesörlerin görüşleri çok olumlu. Üniversite mezunu arkadaşlarla birlikte izledik. Akla çok yatkın düşünce ve tez. Keşke hemen hayata geçse. Mehmet Güler " Diyarbakır: Prof. Dr. Haydar Baş, Vatandaşlık Maaşı projesini kopya eden Numan Kurtulumuş’a çok güzel cevap verdi. Onu adeta mahvetti.
MHP’yi bıraktım BTP’li oldum Ayhan Kırgız " Muğla: Bu kongreyi izleyene kadar MHP’yi destekliyordum. Bu programı izledikten sonra fikrimiz tamamen değişti 15 kişilik arkadaş BTP’ye üye olacağız ve iktidar yapmak için çalışacağız. Fatih -zkan " Rize: Prof. Dr. Haydar baş’ı takip ediyorum. Milli Ekonomi Modeli’nden başka çare olmadığını düşünüyorum. Erkan Uğur " Trabzon/Esnaf: Yabancı bilim adamlarının çokluğu dikkatimi çekti. Türk akademisyenlere sitem ediyorum bu konuya eğilmelerini bekliyorum. Bu modelin uygulanmasına fırsat verilmeli. Ahmet Katar " Trabzon: Haydar Hoca orijinal tespitler yapıyor. Bunların hepsi yüzde 100 uygulanabilir. Fatih Akın " Bursa: Bu millet haydar hocayı tanımalı. Bu konuda üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız.
Haydar Baş’tan başka kimse kalmadı Ali Haydar Dursun " Trabzon: Rusya’da işçilik yapıyorum. Milli Ekonomi Modeli Rusya’da uygulanıyor. Mesela doğum parası veriliyor. Biz buna şahidiz. Niçin bu model ülkemizde uygulanmıyor. Nuray Gökçe " Yalova/ Emekli öğretmen: -teki siyasetçilerin hiç projesi yok artık desteğim güçlü bir projesi olan Haydar Baş’a’dır. Ahmet Kapıcı " Hatay/Dörtyol: Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nden çok etkilendik. 60 oyumuz var bundan sonra destekleyeceğiz. Şakir Genç " Çanakkale: Türkiye’nin ve dünyanın başka alternatifi kalmamıştır. Dünyanın Milli Ekonomi Modeli’ne ihtiyacı vardır. Mustafa Yıldız " Şanlıurfa: Böyle büyük bir kongrenin düzenlenmesi ve ayrıca yüzlerce yabancı bilim adamlarının oraya gelmesi ve Sayın Haydar Baş’ı desteklemesi çok büyük bir olay. Çok etkilendim.
Herkes bu kongreyi konuşuyor Murat Bahçeci " Samsun: Dünyadaki ilim adamlarının Milli Ekonomi Modeli’ne ilgisi beni çok etkiledi. Çevremde herkes Milli Ekonomi Modeli’ni ve bu kongreyi konuşuyor. Millet olarak bu modeli desteklemekte geç kaldığımız için utanmamız lazım. Ekonomik kriz derinleştikçe Milli Ekonomi Modeli daha iyi anlaşılıyor. Mustafa Maral " Mersin: Programı 10 kişi toplanıp izledik. Çok beğendik. Demek ki ülkemizde böyle güzel şeyler de olabiliyormuş. Ferhat Kalemci " Tarsus / Emekli öğretmen: Haydar hoca ne büyük bir cevher. Programı ilgiyle takip ettim. Suat Hayri Sapmaz " Bolu: Kongreye Bolu’da çok ses getirdi. Bundan sonra haydar hoca nerede ise biz de orada olacağız. Gürbüz -ztürk " Gümüşhane: Tek kelimeyle muhteşemdi gün geçtikçe herkes Milli Ekonomi Modeli’nin kıymetini daha iyi anlayacak.
Uyanma gayretinde bile olmayan Türk milletinin içinden; bu oyunlara kanmayan, kendinden emin ve kararlı bir ses çıktı. Çok az insanın dönüp baktığı o güçlü ses Prof. Dr. Haydar Baş’a ait..
Mahlûkatın en şereflisi en üstünü olarak yaratılan insan; malesef ülkemizdeki yeteneksiz, basiretsiz ve kimliksiz yöneticiler tarafından ne hak ettiği hayatı yaşıyor ne de hak ettiği muameleyi görüyor. Türkiye’nin son on yılına baktığımızda Türk milleti yoksulluğa boyun eğiyor adeta zenginlik içinde yoksullukla boğuşuyor. Her gün evine nasıl ekmek götüreceğinin, her ay eline geçen küçük meblağlarla ayın sonunu nasıl getireceğinin hesabını yapıyor bir yanda altı yüz lira ile evini geçindirmeye çalışan bir baba, bir yanda ticaretle uğraşmasaydım geçinemezdim diyen bir Başbakan. Acaba hangisi acıklı, hangisi Türkiye’nin gerçeği? Muamma.
Türkiye’nin tek problemi maddi sıkıntılar değil elbet son on yılda ekonomik açıdan hızla gerileyen ülkemiz; Dünya kamuoyunda haysiyetini ve şerefini, AB ve ABD’ye yamanmaya çalışan iktidar sayesinde kaybetti. Türk topraklarındayken sahte pehlivanlığını konuşturan sözde Davos Fatih’i Başbakanımız AB ve ABD’nin huzuruna çıkınca neden el pençe divan duruyor? Sözde müttefiklerine yaranmak için AB uyum yasaları çerçevesinde kanla suladığımız toprakları satan, özelleştirmeyi getiren zinayı, domuz eti satımını, kilise evlerinin açılmasını serbest bırakan üretimi bitirip, ekonomiyi dibe vurduran Başbakan dudak uçuklatacak oyununu Türkiye sahnesinde sergiliyor Türk milleti de, senaryonun sıkıcılığından olsa gerek, bu oyunu izlerken uyuyor, uyutuluyor. Uyanma gayretinde bile olmayan Türk insanın içinden bu oyunlara kanmamış ayakta uyutulamamış kendinden emin, kararlı bir ses çıktı çok az insanın dönüp baktığı o güçlü ses Prof.Dr. Haydar Baş’a ait. O Türk milletine sesleniyor :”Seni yatırdıkları gaflet uykusundan uyan! Vatan’ın elden gidiyor. Türkiye hazin sona yaklaşıyor. Geçmişini hatırla atalarının bağımsızlığına düşkünlüğünü hatırla! Hatırla ve ayağa kalk! Tekrar bağımsızlığını kazanabilmek için mücadele et.”Ama maalesef Türkiye bu sesi duymuyor. Türkiye gaflet uykusundan uyanmamakta ısrarcı. Prof.Dr. Haydar Baş, önüne konulan bütün engellere rağmen, yılmıyor. Bağımsızlık davasını zaferle sonuçlandırmak için çalışıyor.
Tüm dünyada yazdığı olduğu Milli Ekonomi Modeli için kongreler düzenleniyor bu kongrelere Dünyanın dört bir yanından okyanus ötesinden, Avrupa’dan, Türkî Cumhuriyetlerden ilim adamları geliyor Milli Ekonomi Modeli hakkındaki görüşlerini konuşuyor, tartışıyor ve ortak bir paydada buluşuyorlar. Ve diyorlar ki: ”Kapitalizm bitti ve yerini tüketime dayalı ekonomi sistemi aldı. Bu tez sadece Türkiye’yi değil tüm Dünya’yı kurtaracak bir modeldir. Ama insanımız hala bunları göremiyor. Türk milleti hala o tatlı (!) uykusunda. Hala uyuyor, uyutuluyor.
Davasından vazgeçmeyen Prof.Dr. Haydar Baş :”Ben vatanımı kurtarmaya mecburum ve de memurum. Türkiye bir gemi. Gemi batarken hepimiz batacağız. Hepimiz bu ülkenin evladıyız ve hepimiz bu vatana sahip çıkmak zorundayız.”diyor. Prof.Dr. Haydar Baş elbette ki bu davada yalnız değil. Onun yanında olan ve yanında olmaya devam edecek olan ekip arkadaşları var. Haydar Baş’ın ekip arkadaşları vatanına milletine bayrağına aşıktır. Onlar Ataları gibi bağımsızlığına düşkündür. Onlar vatanını canları pahasına koruyup sahip çıkar. Çünkü onlar çok iyi bilir ki vatanlarına sahip çıkmazlarsa birileri hak etmediği topraklara sahip çıkacak.
İşte Prof.Dr. Haydar Baş sadece projeleriyle değil böyle kaliteli bir ekiple geliyor. Onlar Türk milletini hak ettiği gibi yönetmeye talip. Haydar Baş ve ekip arkadaşları diğer siyasetçiler gibi kendi ceplerini doldurmaya değil, halkın cebini doldurmaya geliyor.
Türk milleti uyan artık! Sen değil miydin işsizlikten, parasızlıktan, açlıktan yakınan? Sen değil miydin insan gibi yaşamak isteyen? İnsana hakiki anlamda değer veren bir lider çıktı. Prof.Dr. Haydar Baş insan kaynaklı ekonomi modelini sizlere sundu. Artık Haydar Baş ve ekip arkadaşlarını destekleyerek kendine bir şans vermenin zamanı gelmedi mi?
Türkiye neden böyle körü körüne Avrupa ve Amerika yanlısı politikaların peşinden gidiyor? Neden başka çıkar yol aramıyor? Neden liberali, muhafazakârı, İslamcısı “varsa yoksa Batı” diyor?
Bu sorunun cevabını aramak için Tanzimatı başlatan sürece uzanmak gerek. Tanzimatı ilan eden Reşit Paşa öylesine İngiliz hayranıdır ki, 16 yaşındaki Abdülmecit tahta oturur oturmaz, 12 Ağustos 1839’da İngiltere Dışişleri Bakanı Palmertson’a ilginç bir rapor sunar. Rapor adeta bir İngiliz istihbarat elemanı edasıyla kaleme alınmıştır.
Reşit Paşa raporunda “padişahın yaşının küçük olmasının batılı devletlerin kendisine doğru yolu göstermesine imkân vereceğinden” bahsederek İngilizlerin nasıl davranırsalar bütün önerilerini Osmanlıya kabul ettireceklerine dair tavsiyelerde bulunur.
Osmanlı paşasına göre “batılı devletler Osmanlıya doğru yolu göstermek” için bütün gayreti sarf etmelidir.
Batı için “doğru yol” sömürü idi. Asırlar boyunca bunu başarı ile icra etmişti. Bir ülkenin içinden devşirdiği paşalarla, hocalarla, siyasetçilerle o ülkeyi nasıl kendine peyk yapacağını çok iyi bildiğinden Osmanlı üzerinde de bu “doğru yolu” başarı ile uygulamaya koydu.
Tanzimat Fermanıyla, Islahat Fermanıyla, daha önce Serbest Ticaret Anlaşmasıyla, daha sonraları AB süreciyle, ABD ile stratejik müttefik olma masalıyla bir sürü “doğru yolu arayan Reşit Paşa takipçisi” türedi.
Ve hepsi de Türkiye’ye doğru yolu gösterdi!
Bugün, ticarette AB’ye tanınan imtiyazlar, Amerika’ya tanınan imtiyazlar, kendi üreticini, sanayicini, işadamını yok ederek “yabancı müteşebbisi” ayağa kaldırma icraatlarının temeli Reşit Paşa’nın Baltalimanı’nda 1838’de imzaladığı Ticaret Anlaşmasına dayanır. Bu anlaşma ile kapitülasyonlar devam edeceği gibi ilave olarak İngiliz tüccarlara ve onların yanındaki tüm adamlar Osmanlı devletinin her yerinde sınırsız imtiyazlara sahip olacaklardı.
Osmanlı bu yanlış politikalar sonucu 1854 yılında İngiltere’den ilk borcunu aldı. 3 milyon sterlin tutarındaki borçlanma yüzde 6 faizliydi. Osmanlı İmparatorluğu bu borca karşılık Mısır’dan elde ettiği cizye vergilerini, Suriye ve İzmir gümrük vergilerini güvence olarak göstermişti.
1860’de yeniden İngiltere’nin kapısını çaldık. Sebep yine borç istemekti. İngiltere bu defa yeni ve daha ağır şartlar ileri sürdü. Ve borç vermedi.
“Osmanlı Devleti bu kez Fransa’ya başvurdu. Mires adındaki bir banker, devlet yetkilileri ile temas kurarak 400 milyon franklık borç verme önerisinde bulundu. Osmanlı Devleti Mires ile anlaştı, karşılık olarak da bir çok yerin gümrük gelirini, tuzlu balık resmini, Filibe gülyağı gelirini, Bursa’nın öşürünü gösterdi.
Yaşanan mali bunalım 1862’de yeni bir borçlanma ile aşılmaya çalışıldı. 1863’de Osmanlı Bankası’na devlet bankası statüsü verildi ve aynı yıl bir devlet bütçesi yapıldı. Ancak bütçenin ne kendisine ne yapanlar bir faydası oldu.Çünkü bu bütçe, daha sonra yapılacak olanlar gibi bir borç ödeme bütçesiydi. Onbir yıl sonra 1875’de bütçenin 17 milyon gelirine karşılık 13 milyon lira dış borç ödemesi vardı. Osmanlı, tıpkı bugünkü Türkiye Cumhuriyeti gibi gelirlerinin yüzde yetmiş altısını borç ödemesine ayırmıştı.”
Ve iflasın ilanı! Osmanlı devleti 6 Ekim 1875’de yayınladığı bir kararname ile borçlarını ödeyemeyeceğini tüm dünyaya duyurdu. Bu Osmanlının iflasa doğru gittiğini gösteriyordu. 1891’de İstanbul’da yapılan Osmanlı mevcut borçlarının alacaklılar tarafından seçilen bir kurul tarafından yönetilmesini kabul etti. Bu anlaşmaya Muharrem Kararnamesi denildi. Bu kararnamenin bir gereği olarak Duyunu Umumiye kuruldu. Bu kurul borç ödemelerine ayrılan devlet gelirlerini alacaklılar yararına yönetmek için oluşturulmuştu.
Alacakları tahsil için kurulan bu kurul, Reji idaresi adlı bir “despot yapı” oluşturarak tütün üreticilerinin üzerine çullandı. Onların ürettiklerini zorla ve kelepir fiyata ellerinden aldı. Karşı koyan binlerce köylüyü öldürdüler.
Osmanlı borcu uğruna kendi vatandaşlarının katledilmesine ses çıkarmıyordu. Batı bize “doğru yolu” göstermişti. Reşit Paşa ve onun yolundan gidenler Osmanlıyı batıran bir sürü anlaşmayı imzalamış bu anlaşmaları gereğini yerine getirmek için “Türk kanı” akıtılmasına dahi göz yummuşlardı. Ekonomi çökünce Osmanlı da çöktü.
Türkiye bugün de “batının gösterdiği doğru yolda ilerleme sevdasında olanların yürüttüğü ekonomik politikaların cenderesine” girmiş durumda. Reşit Paşa çizgisi aynen devam ediyor.
Borç gırtlağa dayanmış kimsenin umurunda değil. Bir çırpıda borcumuzu öderiz diye hava attığımız IMF ile anlaşma imzalayıp birkaç milyar dolar almak için takla atıyoruz. Geçen hafta hazine “sessiz sedasız 10 katrilyon” iç borçlanamaya gitti.
Avrupa’nın doğru yolundaki politikacılardan Allah bu milleti korusun! M.Bayraktar-TUNALIM...
24 Ocak tarihi bir gün. Dünyanin en gelismis ülkelerinin dahi küresel krizin pençesinden kurtulamadigi bir dönemde, Bursa’da organize edilen 7. Uluslararasi M.E.M Kongresi’nde krizin tek ve gerçek çözümü ortaya konulacak.
24 Ocak 2010
Merkezi Istanbul’da olan, Almanya’da ve Moskova’da birer subesi bulunan Uluslararasi Bagimsiz Ekonomi Modeli Birligi (UBEMB) tarafindan organize edilen 7. Uluslararasi Milli Ekonomi Modeli Kongresi, bugün “Küresel Ekonomik Krizde Son Durum ve Milli Ekonomi Modeli’nden Çözümler” basligi altinda Bursa’da gerçeklestirilecek. Bursa’da BUTTIM Uluslararasi Kültür Merkezi’nde tertip edilen kongrede Türkiye’nin yani sira çok sayida ülkeden seçkin akademisyenler teblig sunacak.
Saat 09:00’da baslayacak Tarihi kongre, Organizasyon Komitesi Üyesi Ali Garçoglu’nun selamla konusmasiyla baslayacak. Ardindan Organizayon Komitesi Üyesi ve Enerji Uzmani Fuat Sengül’ün açilis konusmasi ve UBEMB genel sekreteri Dr. Harun Kayaci’nin UBEMB’in faaliyetleri konusunda konusmasi yer aliyor. Saat 10:00 itibariyla kongreye katilan bazi bilim adamlarinin selamlama konusmalari var. Saat 10:20’de ilk oturum baslayacak. Toplam üç oturumun yapilacagi ve herbir oturumda birbirinden degerli bilimadamlarinin teblig sunacagi kongre Milli Ekonomi Modeli tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Bas’in final konusmasinin ardindan saat 18:30’da sona erecek. Tarihi kongre basindan sonuna kadar Meltem TV ekranlarinda canli olarak takip edilebilecek.
MEM küresel krize tek çözüm Kongrede 2007 Aralik ayinda ABD’de ortaya çikan küresel ekonomik krizin dünya ekonomisini nasil etkiledigi ve Milli Ekonomi Modeli’nin krize çözümü konusunda 100’ü askin bilim adami sunum yapacak. Kongrede basta Rusya ve Almanya’dan olmak üzere birçok ülkenin bilim adami konusmaci olarak yer alacak. Bu konusmacilarin arasinda Rusya Bilimler Akademisi’nden Uluslararasi Bagimsiz Ekonomi Modeli Birligi Baskan Yardimciligini da yapan Prof. Dr. Vladimir Lisichkin bulunuyor. Yine Rusya’dan katilan ve bu ülkenin önde gelen diger iktisatçi akademisyenleri ise sunlar: iktisat alaninda dünyanin sayili isimlerinden biri olan Prof. Dr. Victor Volkonsky, Rusya Basbakani Vladimir Putin’in iktisat ekibinde yer alan Prof. Dr. Victor Minin ile Prof. Dr. Valeri Lebedev, dünyanin sayili matematikçilerinden Prof. Dr. Yuri Gavrilets ve Dr. Eric Saydullin. Kongrede Almanya’dan da önde gelen iktisatçilar yer alacak. Daha önce düzenlenen Milli Ekonomi Modeli kongrelerinde de ‘dikkat çekici’ degerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Irina Hundt, Prof. Dr. Ahad Rahmanzade, tarim alaninda dünya çapinda bir uzman olan Prof. Dr. Ernst Zurek ve Prof. Dr. F. R. Grabau, Bursa’ya gelerek teblig sunacak.
Kongreye birçok ülkeden katilim var 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nde Estonya’dan Azerbaycan’a, Bosna"Hersek’ten Kazakistan’a kadar önemli bilim adamlari yer alacak. Kazakistan’in en taninmis iktisatçisi olan Prof. Dr. Sabden Orazali, bu isimlerin basinda geliyor. Tataristan’dan gelecek olan Gülnar Baltanova da kongrede yer alacak önemli isimlerden biri olarak dikkat çekiyor. Kongreye Avrasya cografyasindan katilacak diger konusmacilardan bazilari ise sunlar: Prof. Dr. Rovsen Guliyev (Azerbaycan), Prof. Dr. Sekib Sokoloviç (Bosna " Hersek), Prof. Dr. Jyri Kadak (Estonya), Prof. Dr. Vugar Seidov (Macaristan). Kongrede Türkiye’den de önemli isimler birer konusma yapacak. Bu isimler arasinda öne çikanlar sunlar: Prof. Dr. Mehmet Palamut (Uludag Üniversitesi -gretim Üyesi), Prof. Dr. -mer Egercioglu (Gaziantep Üniversitesi -gretim Üyesi), Prof. Dr. Ata Selçuk (Firat Üniversitesi eski -gretim Üyesi), Prof. Dr. Ibrahim Arslanoglu (Gazi Üniversitesi -gretim Üyesi), Prof. Dr. Cahit Babuna (Istanbul Üniversitesi eski -gretim Üyesi), Selim Kotil (Iktisatçi), Prof. Dr. Hidayet Sari (Istanbul Üniversitesi -gretim Üyesi), Prof. Dr. -mer Saraçoglu (Istanbul Üniversitesi -gretim Üyesi).
Dünyanin gözü bu konusmada Kongrenin kapanis konusmasini ise Milli Ekonomi Modeli (MEM) ile Sosyal Devlet"Milli Devlet tezlerinin mimari Prof. Dr. Haydar Bas yapacak. Ortaya koydugu eserlerle ve gerek iktisat gerekse diger sahalarda yaptigi dogru öngörülerle göz kamastiran Prof. Dr. Bas’in konusmasi merakla bekleniyor. Kongre programina göre Prof. Dr. Bas, saat 17.00’da konusmasina baslayacak.
Bugüne kadar 6 MEM kongresi yapildi Prof. Dr. Haydar Bas’in iktisat tarihinde çigir açan eseri Milli Ekonomi Modeli (MEM), bugüne kadar uluslar arasi katilimla 6 kongrede ele alindi. Ilk kongre 25"26 Kasim 2005’te Istanbul’da düzenlendi. Lütfi Kirdar Kongre Sarayi ile Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve 2 gün boyunca süren kongreye 40’i askin ülkeden 150’den fazla konusmaci katildi. Ikinci kongre 26"27 Mart 2006’da Azerbaycan’in baskenti Bakü’de düzenlendi. Kongrede 170’den fazla uzman konusma yapti. 29"30 Mart 2007’de Almanya’nin üniversite kenti Heidelberg’te düzenlenen Kongre ise kelimenin tam anlamiyla görkemli geçti. Kongrede Avrupa’nin neredeyse tüm ülkelerinden katilimcilar 2 gün boyunca Prof. Dr. Bas’in tezinin ekonomik kurtulus için ‘tek çare’ oldugunda birlestiler. Milli Ekonomi Modeli (MEM) ile Sosyal Devlet " Milli Devlet tezlerine iliskin 4., 5. ve 6. kongreler Bursa’da tertip edildi. -zellikle küresel kriz döneminde düzenlenen 5. ve 6. kongrelerde, krizden kurtulmak ve etkilenmemek için uygulamaya konulmasi gerekenlere iliskin çarpici sunumlar yapildi ve ülkelere makroekonomik reçete olarak Milli Ekonomi Modeli tavsiye edildi.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “İsrail’in Savunma Bakanı’nın ne işi var Türkiye’de? Sen 2 gün evvel kavga etmedin mi?” diye sorduktan sonra “Milletin karşısına geçip ‘One Minute’ tiyatrosu oynuyorlar” dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Meltem TV’de katıldığı Ekoanaliz programında, Türkiye’nin ekonomi politikalarında IMF’nin, iç politikada AB müktesebatının, dış politikada ABD’nin yörüngesine oturduğuna ve böylece kendini bağımlı hale getirdiğine dikkatleri çekerek, “Bu bağımlılık o kadar ileri derecedeki, Türkiye’nin bir çok konuda ‘hayır’ diyecek gücü bulunmuyor” dedi. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde menfaati olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Baş, AB ile ilişkileri de, “Hükümet, AB’nin bütün şartlarını kabul ettiğini belirterek, ‘illa da bu birlikte olacağız’ demektedir” ifadesiyle değerlendirdi.
Türkiye havada kata çiziyor Haydar Baş, şunları söyledi: “Türkiye’nin ileri mi yoksa geri mi gittiğini dış politikada ABD ve AB ile olan ilişkilere bakıp değerlendirmek gerekmektedir. Ekonomide IMF’nin etkisini de dikkate aldığımızda Türk milletinin lehine kazanılmış bir şey göremiyorum. Türkiye havada ‘kata’ çizmektedir. Şu anda Türkiye’nin pozisyonu budur. Bir başka ifadeyle Türkiye karanlıkta gölgesiyle kavga etmektedir. Böyle bir politika bu millete yakışmaz. 5 yıllık bir tarihi olan, bin yılı aşkın bir süredir İslam üzere yaşayan köklü bir medeniyetin sahibi bir milletin bence geldiği nokta bu olmamalıydı.”
Kıbrıs meselesinde geriye gittik Kıbrıs’ta bir Türk devleti olduğuna işaret eden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı, “Eğer Türkiye KKTC’nin tanınması üzerine bir dış politika benimsemiş olsaydı, belki de onlarca devlet KKTC’yi tanıyacaktı” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Maalesef kurulduğu günden bu yana böyle bir devletin varlığından dünya haberdar edilmedi. Bir zamanlar bazı Asya ülkeleriye Türk dünyası ‘gelin sizi kabul edelim’ demelerine rağmen, Türk siyaseti buna müsaade etmedi. Bunun nedenini anlamış değilim. Aslında dışa bağımlı politika izlerseniz, anlarsınız. Yabancı güçler, ‘benim dediğimi yapacaksın’ diyor. Eğer senin dediğini yapmış olsaydım, 1974’teki Barış Harekatı olmazdı. 5 bin tane şehit vermezdik, Kıbrıs coğrafyasının sınırlarını belirlemezdik. Bundan dolayı kalkıp da ‘beni kabul et’ tartışmasını açmak manasızdır. Kurulmuş bir devletin inkırazı ve anlaşma masalarında terki sözkonusuysa biz çok geriye gittik. Ege meselesinde de AB’ye girebilmek için Yunanistan lehine politika üretmek zorundayız. Türkiye’nin dış dünyayla bağlantısı geçmişte güçlü bir devlet imajı verirken, şimdi herkes sırtımızı sıvazlıyor, ‘biz bu ülkeden ne alırız’, onun hesabını yapıyor. Demokratik açılımlar altında bize teklifler sunuldu. Biz de ‘ne güzel’ diye, Türk milletini bölünme eşiğine getirdik.”
Ekonominin altyapısı elimizden çıktı Türkiye’nin yeraltı kaynaklarının yabancıların eline geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Baş, tarım ve ormancılığın durumunun da ortada olduğunu belirtti. Tarımdan bir Allah’ın kulunun memnun olmadığına dikkatleri çeken Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “Çiftçilerimizin neredeyse yüzde 80’i mesleğinden vazgeçer duruma geldi. Bir tarım politikası ki, Batı dünyası sana yap dediği kadar yapacaksın, yapma dediğini yapmayacaksın. Bu nasıl politika, nasıl bağımsızlık? Hayvancılığın durumu ortada. Vatandaşlar, artan fiyatlar yüzünden ayda bir kilo eti evine alamıyor. Böyle bir manzara karşısında hayvancılık politikasının ileri gittiğini söylemenin ifrat olduğu kanaatindeyim. Bu memlekette vatandaş domuz etini tanımazken, kasapta satışı hukuki zemine oturtuldu. İnsan hakları adı altında bu milletin inancına ters düşüldü, zina serbest bırakıldı. Türkiye’de millet kurumunu koruyan bir irade var. Bunun yanlışı, noksan, vebali, günahı vardır. Ayrı konu... Türkiye’nin zırhı vazifesini gören bu kurumun varlığı tartışma konusu olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin lağvedilmesini söyleyenler var. Yine bu iktidarın döneminde Mehmetçiğin başına çuval geçirildi. Türkiye’de kurumlararası kavga çok öne çıktı. Siyaset adalet dünyasıyla kavga içinde. Terör 8 yıl evvel ‘sıfır’ noktadayken, şimdi doruk noktaya çıktı. Doruk noktaya çıktıktan sonra dağdaki teröriste imkanlar tanıma adı altında biz Kürtlere hak veriyoruz iddiasında bulunuldu. Yani adam öldürmek fazilet sayılmaya başlandı. Türkiye kendi parasını basamıyor. Yeraltı kaynaklarımız, PETKİM, POAŞ, TÜPRAŞ, ERDEMİR gibi Kamu İktisadi Teşebbüslerimiz devletin elinden çıktı. Şimdi otoyollar ile boğaz köprüleri devreye giriyor. Bütün bunlar devletin elinden çıkıyor. Burada satışlar Türk milletine değil genelde yabancıya satıldı.”
Barak niye geldi? ABD’den, Avrupa’dan hatta İslam dünyasına kan kusturan İsrail’den Türkiye’nin kaymağını yemeye gelen şirketlerin bulunduğuna işaret ederek, İsrail Savunma Bakanı Barak’ın Ankara ziyaretine ilişkin şunları söyledi: “İsrail’in Savunma Bakanı’nın ne işi var Türkiye’de? Sen 2 gün evvel İsrail’le kavga etmedin mi? Neyin hesabı için geldi buraya? 40 gün evvel niye ABD’ye gittin? Hangi konuyu konuştun? Şimdi onu gizlemek için oyun tezgahladınız. Ondan sonra milletin karşısına geçip ‘One Minute’ tiyatrosu oynuyorlar. Herkese yutturursun ancak bir tek adama, Haydar Hoca’ya yutturamazsın.”
Hükümetin Kürt açılımı diye başlattığı açılımın aslında Ermeni açılımı olduğu fikrinin ilk defa Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş tarafından dile getirildiğini, yaşanan gelişmelerin Sayın Baş’ı haklı çıkardığını yazmıştık.
PKK nın yeni yerleşim bölgesi olarak Karabağ’ı seçmesi aymaz kafalarda çok ciddi uyarılar yapması gerekmez mi? Gazetemizin değerli yazarlarından Murat Çabas’ın 31.12.2009 da kaleme aldığı “PKK Karabağa da çöreklendi” yazısını dünkü "Bindiği dalı kesmek" makalemizle birlikte okumanızı tavsiye ederiz. O zaman göreceksiniz açlımın şifreleri nasıl çözüme kavuşmaktadır…
“Birinci Körfez Savaşı sonrası, ABD ve gerçek müttefikleri tarafından uçuşa yasak bölgede oluşturulan PKK, bu bölgede Türkiye’ye ve Irak’a yönelik misyonu tamamladıktan sonra başka görevlere(!) kaydırıldı. Bundan sonraki süreçte PKK Ermeni işgali altında bulunan Karabağ’da Kafkasların çıban başı olacak. Tabii, İran’a ve Suriye’ye yönelik terör saldırıları devam edecek, önemli bir bölümü de Türkiye’de siyasal sürece dahil olacak. Bu konudaki açıklama Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez’den geldi.”
Konuyu belki basından takip etmişsinizdir ama önemine binaen ben tekrar ele alacağım. ASİMED Başkanı Eğilmez, “PKK’nın yeni ‘yerleşim’ alanı olarak Ermenistan, özellikle de Dağlık Karabağ kamp yeri olarak seçilmiştir” dedi. Eğilmez, “Azerbaycan’ın, terör örgütünün Azerbaycan topraklarında üslenmeye ve faaliyet alanı bulmaya çalışmasına karşın daha sert ve önleyici tedbirler alması gerekmektedir. Aksi takdirde yakın bir zaman içerisinde bu virüs kendisini de hasta edecektir” diye konuştu. Eğilmez, şunları kaydetti: “Dağlık Karabağ’ın Türkiye’nin direk temas hattı dışında olması, Ermenistan’ın kolaylıkla yardım gösterebileceği bir alanda olması, uluslararası statüsünün daha tam olarak belirlenememesi ve Rusya’nın Gürcistan’dan çıkardığı askeri birlik ve silahlarını Ermenistan ve bu bölgeye yerleştirmesiyle PKK’nın daha kolay silah ve mühimmat temin edebilecek olması, bölgenin yeni faaliyet alanı olarak seçilmesinde rol oynayan önemli faktörlerin başında gelmektedir. PKK’nın bölgede var olan ağırlığı 1999 tarihinden itibaren gözle görülür bir artış göstermiş ve artık bölgedeki PKK kamplarında geniş ölçekli ‘silahlı eğitim’ verilmeye başlanmıştır.” Bu yaşanan gelişmeler de “PKK terörünün, Ermeni terör örgütü ASALA’nın bir devamı niteliğinde olduğunu” ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş’ı da bir kez daha haklı çıkardı. PKK, önce Kürdistan, ardından Büyük Ermenistan ve nihai hedef olarak da Büyük İsrail Devleti için paravan ve tetikçi olarak kullanılıyor. Görünen o ki, Ermenistan, Türkiye ideallerine daha çok zaman ayırabilmek için Azerbaycan’la uğraşma ve onu meşgul etme ihalesini PKK’ya devretmiş. Türkiye’nin PKK teröründen yıllarca neler çektiğini düşünürseniz, Azerbaycan’ın bu terörle başa çıkması oldukça zor. Yanlış anlaşılmasın, PKK Türkiye ile işini bitirdi anlamında söylemiyoruz bunları… Türkiye’de PKK terörü ikinci ve daha tehlikeli bir aşamaya geçti: siyasallaştı. Ülkemiz üzerinde hesabı olanların da desteğiyle bundan sonra, Türkiye hakkında “federasyon” tartışmalarının yapıldığını bu konuda adımlar atıldığını daha sık göreceğiz. Azerbaycan ise PKK terörünün bizim yaşadığımız daha ilk aşamasında… Çok büyük can kayıpları verecek ve Karabağ mevzuundan bir şekilde el çektirilecek. Bundan sonraki süreçte “Ermeni askerlerle, Azeri askerler çatıştı” şeklinde haberleri pek duymayacağız, daha ziyade, Azeri ordusundan şu kadar şehit, teröristlerden de şu kadar ölü tarzında haberleri okuyacağız. Hatta Ermeni askerlerin bile PKK kılığıyla Azerilere rahatlıkla saldırdıklarına şahit olacağız. Türkiye bu benzeri şeyleri yaşadı. Azerbaycan’ın bu karanlık vadiye sokulmasının dolaylı olarak Türkiye’ye ayrıca bir darbe anlamına geldiğini unutmamalıyız. Azerbaycan’ı terörle meşgul etmek Ermenistan’ın üzerimizdeki siyasi baskılarını ciddi oranda artıracaktır. Siyasilerimiz hala uyumaya, taşeronluk yapmaya devam etsin!”(Murat Çabas/Yeni Mesaj)
Seferberlik Tetkik Kurumu’nda dün itibariyle altıncı kez arama yapıldı. Hakim Kadir Kaymaz, anlaşılacağı üzere Kozmik Büro’daki incelemelerine daha da devam edecek. Fakat Türkiye’yi böylesine elektrikli günlere sokan ve devletin en gizli belgelerinin olduğu odaların didik didik aranmasına giden süreç nasıl başladı sorusunda çok önemli bir ayrıntı unutuluyor. Bu ayrıntı ne mi? Hatırlayalım: İki subay Bülen Arınç’ın bulunduğu sokakta dolaşırken yakalanıyor. İddia korkunç: “Bu subaylar Bülent Arınç’a suikast düzenleyecekmiş.” Ayrıntı şu: İki subayın suikast amacıyla Bülent Arınç’ın evinin civarında dolaştığına dair bir ihbar yapılıyor. Yani emniyet bir ihbar üzerine bu subayları gözaltına alıyor. Gözaltına alınan toplam sekiz subayın mahkemece serbest bırakılması “suikast iddialarının ciddiyetini!” ortaya koysa da konumuz bu değil. Savcılık, TİB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı)’e bir yazı yazarak ihbarı yapan telefonun bulunmasını istiyor. TİB’in savcılığa gönderdiği cevabi yazıda “ihbarın yapıldığı telefonun Türk Telekom sistemine ait olmadığı, büyük ihtimalle yurt dışından telefon edildiği” bildiriliyor. İşte tam da burada benim kafam karıştı. Emniyete bir ihbar geliyor, başbakan yardımcısına suikast yapılacağı söyleniyor, ama telefonun yurt dışından geldiği bildiriliyor. “Telefon yurt dışından geldi” diye savcılığa yazı yazan kurum, “biz Yargıtay’ı dinlemedik” diye açıklama yapılmasının üzerinden bir hafta geçmeden Yargıtay’ın telefonlarını dinledikleri ortaya çıkan “sabıkalı” bir kurum. -nemli bir konu var: Eğer ihbar yurt dışından gelmişse bu ihbarın hangi yabancı, ülkeden hangi telefondan yapıldığını nokta atışla bilmesi gereken TİB, topu adeta taca atıyor, “telefon bize kayıtlı değil, muhtemelen dışarıdan geldi” gibi tuhaf bir acemilik sergiliyor. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı iletişimde en basit işlem olan “telefonun nereden geldiği” bilgisini elindeki büyük teknolojik imkanlar rağmen bilemiyorsa o kurumun kapısına kilit vurup gitsinler. Bir telefon ihbarı üzerine devletin en gizli belgelerinin yer aldığı kozmik odaya ulaşan aramalar yapılıyor, TİB’in ise telefonun kaynağından haberi yok! -yle ya “bu ihbarın arkasında hangi devlet, hangi istihbarat servisi var? ” diye sormak gerekmiyor mu? Çukurambar’da gezinen iki subayın elinde su şişesiyle hangi sokağa gireceğini dahi bilen “dış güç” kim? O telefon hangi ülkeye ve kime ait? Genelkurmay başkanı diyor ki “iki subay o sokağı bilgi sızdırdığı düşünülen bir personeli takip için girdi.” Demek ki yurt dışından telefon açan “önemli kişi” Seferberlik Tetkik Kurumu’ndan iki subayın ne zaman kurumdan çıkıp ne zaman nereye gideceğini bilecek kadar “keskin kulaklı”. Devletin en gizli kurumundaki personel hareketlerinden dahi haberdar. Yani o kurumdan çay almak için bakkala giden bir eri bile anında bilen bir derin güçten söz ediyoruz. Suikast iddiasıymış, elinde kağıt varmış, kağıtı suyla yutmuş, bırakın bu hikayleri de bu “dış gücü” bulun. TİB’in bu anlaşılmaz sessizliğinden, "acaba" telefonun kaynağı belli de açıklamaktan mı çekiniyorlar dedirten bir sonuca varacağız ama biraz daha bekleyelim bakalım. M.Bayraktar--TUNALIM..
Net Çözüm Üreten Tek Lider Prof Dr Haydar BAŞ -- Bağımsız Türkiye Partisi
Haset, kaynaklarda şöyle tarif ediliyor: "Kıskanmak, çekememek, başkasında olan sağlık, zenginlik ve benzeri nimetlerden dolayı rahatsız olarak o kisiden o nimetin gitmesini istemek. Kalpte bulunan ve insanı kötülüklere sürükleyen en önemli ve gayri ahlaki özelliklerden, hastalıklardan birisidir. Bilgisizlik ve tamahkârlığın birleşmesinden, kaynaşmasından doğar" (İslam Ansiklopedisi ) Toplumsal Hastalıkların en başında gelen "gerçekten de insanların doğru bilgiye ulaşmasında da en büyük engeldir haset. Haset ehli kimseler; karşılaştıkları güzellikleri bile örtmeye çalışırlar ... * * * İlkeli siyaset anlayışını toplumumuza hakim kılmaya çalışan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof Dr Haydar Baş Bey'in Milli Ekonomi Modeli'ne dayanan Devasa plan ve projeler sunarak, çözümünün imkansız olduğuna inanılan birçok derde derman sunmaktadır. Sayın Baş, "modelin kendi içinde var olan, çözüm önerilerinin temelini teşkil eden; Emisyonu Genişletme yoluyla para basarak tüketimi teşvik ederek insanlığın rahatını temin edecek" bir modelden bahsetmektedir. Dünya iktisat otoritelerinin ayakta alkışladığı model, kamuoyunda olumlu Yankılar bulmaktadır. Bu yankının bazı medya organlarında, örtülmek istenmesi, hakikatin insanımızdan saklanması üzücü bir durumdur. * * * Milli Ekonomi Modeli'ni, Toplumun her kesimine anlatmaya çalışıyoruz. Iyi niyetle bakıldığı zaman, kültür seviyesi ne olursa olsun mutlaka anlaşılmaktadır. Anlamak istemeyenlerin, peşin hükümlü ve özelikle de haset ehli insanlar olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu konuda; "Mümin gıpta eder, münafık haset eder" sözü boşuna söylenmiş bir söz değildir. Gerçekten de, kuru bir inatla ve hasetle karşı duranların halleri açıkça belli olmaktadır. * * * İnsan karşı durmak, ya da yanında yer almak istediği bir fikri mutlaka Tahlil etmek zorundadır. Madem ki toplumda iş ve asla, para ile alakalı çok ciddi sorunlar var, bırakın harcamayı, borç ödemeye bile para bulanamadığı bir dönemde, Sayın Baş, para meselesini Kökten çözecek, borçları ödeyecek, herkese iş ve aş Sağlayacak, bir modelden bahsetmektedir. Denemeden, öğrenmeden bu kadar önemli bir hadiseye karşı çıkmak, olsa olsa haset ehli insanların, işidir. Yüce Peygamberimiz (sav); ", ateşin Odunu yakıp yok etmesi gibi insanın iyi, yok eder" (Ebu Davud Edeb 44) buyurarak hasedin ne kadar tehlikeli bir hastalık olduğuna dikkat çekmiştir huy ve amellerini giderir Haset. U.Kepekçi-TUNALIM ...
12/24/2009
-
SELAM OLSUN KERBELA ŞEHİTLERİNE VE İMAM HÜSEYİN’E
Müslim, Kufe’ye vardı. Onun Kufe’ye gelme haberi, şehirde yayılınca on iki bin kişi, diğer bir görüşe göre ise on sekiz bin kişi onun vasıtasıyla İmam Hüseyin (a.s)’a biat ettiler. Müslim, durumu Hz. Hüseyin’e bildirerek İmam’ın Kufe’ye gelmesini istedi. Ancak çeşitli sebeplerle Hz. Hüseyin’e biat edenlerin bir kısmı şehit edildi birçoğu da korkularından dolayı döndüler. Her şeye rağmen Hz. Hüseyin çıktığı yoldan geri dönmedi.
-mer bin Sa’d, Aşura gününe üç gün kala, İmam Hüseyin (a.s)’ın kafilesinin suya ulaşmaması için beş yüz süvariyi Fırat nehrini korumaları için görevlendirdi. (Bakar mısınız manzaraya; bir dünyaya yetecek Fırat nehrinden bir damla suyu bile çok gören mantık…)
Muharrem ayının dokuzuncu günü Hz. Hüseyin (a.s) ve ashabı, düşman tarafından ablukaya alındılar…
Nihayet “Aşura” günü -mer bin Sa’d, otuz bin savaşçıyla saldırıyı başlattı. Otuz iki süvari ve kırk piyadeden oluşan Hz. Hüseyin (a.s)’ın ordusu, onların saldırıları karşısında korkusuzca direnip, yiğitçe savaştılar; hem şehit verdiler ve hem de onlardan öldürdüler.
Hz. Hüseyin (a.s)’ın ashabının hepsi şehit olunca, sıra İmam (a.s)’ın kendi ailesine geldiler savaş meydanına çıktılar, yiğitçe savaştıktan sonra onlar da şahadet şerbetini içtiler. “Aşura” günü nihayet İmam Hüseyin (a.s) da o zalimlerin eliyle feci bir şekilde şehit edildi.
Çocuklarından Ali Ekber ve Abdullah babalarının yanında şahadete erişmiş ve savaştan kurtulan İmam Zeynel Abidin (a.s) da Müslüman’ların dördüncü İmam’ı olmuştur.
Bizler sadece birkaç sahnesini dikkatlerinize sunmakla Kerbela faciasında yaşananlardan bir nebze vicdanlarınıza bilgiler sunduk.
Şimdi yazımızın başına dönersek, Kerbela insanlığın sınavı olduğunu, dünya menfaati uğruna hırsa bürünen kimselerin, ne kadar korkunç bir çehreye bürünebileceklerini siz değerli dostların idraklerine sunmak istedik.
Umudumuz o dur ki hem gerekli dersler çıkarılsın, hem de O yüce şüheda Ehlibeyt kervanından şefaat talebinde bulunmaya bir nebze yüzümüz olsun. Selam olsun Kerbela şehitlerine selam olsun imam Hüseyin’e!
Ubeydullah Bin Ziyad'ın adamları Hz. Hüseyin (a)'in elçisi Müslim'i kaleden aşağı atamak üzereyken.
Hz. Hüseyin (a) Kerbela'ya doğru hareket etmekte olan kervana öncülük ediyor.
Hz. Hüseyin Beni Esat kabilesiyle sohbet etmekte.
Hz. Hüseyin (a) savaştan önce -mer Bin Sa'd'ın ordusuyla konuşup onlara nasihatte bulunuyor.
Hz. Hüseyin (a) tövbe edip kendisine katılan Hürr'ün biatini kabullenirken.
Hz. Hüseyin şehitlerden birinin cesedini kadınların çadırına getiriyor.
Düşmanlarla savaş sahnesi.
18 yaşındaki, Peygamber efendimize (s) çok benzeyen Hz. Ali Ekber'in başı babası Hz. Hüseyin'in (a) dizi üstünde.
Hz. Hüseyin'in (a) fedakar kardeşi Hz. Ebulfezl Abbas Fırat nehri başında. (Abbas (a) kardeşinin susuzluğunu hatırlayarak su içmemiş susuz şehid edilmiştir.)
Hz. Hüseyin (a) küçük yavrusu Ali Asgar için -mer Sa'd ordusundan su istiyor ve onlar bu isteğe masum bebeğin boğazına ok saplayarak cevap veriyorlar.
1964 yılında 2. Vatikan Konsil’inde kurulan “Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası” nın 1973 yılında, sekreterlik görevine getirilen Pietro Rossano, Sekreterya’ nın yayın organı Bulletin’ deki bir açıklamasında şöyle diyordu:
“Dinler arası Diyalogdan söz ettiğimizde, açıktır ki bu faaliyeti, Kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil’i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise’nin bütün faaliyetleri, üzerine taşıdığı şeyleri yani Mesih’in sevgisini ve Mesih’in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, Kilise’nin İncil’i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır.”
“Papa 6. Paul’un vizyonu gerçekleşmektedir. Çünkü dinler arası diyalog, Kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmektedir.” (Bulletin, 59/ 20"2.1985.124 )
Papa’yı ziyaretinde Fethullah GÜLEN’ de bu konuyu vurgulamıştır:
“Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinler arası Diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz.” (F.G.’nin Papa’ya Mektubu, Zaman Gazetesi,10.02.2009)
Dinler arası Diyalogun mimarlarının ve bu projenin Türkiye ayağının açıklamalarını birlikte yazdım ki hâlâ bu gerçeği görmemek için direnenlerin fotoğrafın tamamını birlikte görüp artık bu ihanet projesinin arkasında durmaktan vazgeçmelerine vesile olabilelim.
Dinler arası Diyalogun Türkiye’deki öncülerinden 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Profesörü Mehmet AYDIN 1998 yılında şöyle diyor:
Efendim diyalog ve hoşgörü devam edecekse, Hıristiyanlarla konuşurken sizin kitabınız bozulmuş, sonradan değiştirilmiş, en hakiki din benim dinim demeyeceksiniz.”
2.Din Şurasında yaptığı konuşmadaDiyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Prof.Dr. Mehmet AYDIN diyor ki:
“Bazı din kardeşlerimiz diyor ki elimize fırsat geçmişken adamlara Müslümanlığı anlatalım belki Allah hidayetini gösterir. Bu bir din mensubuna karşı yapılacak en dinsizce harekettir. Bunu hiçbir din kabul etmez.”
Fethullah GÜLEN Küresel Barışa Doğru kitabının 131. sayfasında bakın ne diyor?
“Herkes Kelime-i Tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmelidir ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhid’in ikinci bölümünü, yani “Muhammed Allah’ın resulüdür.” Kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır.”
Prof. Dr. Mehmet AYDIN ise tevhid makamını kendi anlayışlarında bambaşka bir boyuta sokuyor. Nasıl mı?
“Bir sufinin, bütün dinleri birbirine yakın seviyede görmesi, zaten bu tevhid, vahdet makamıdır.” ( 2.Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri; Sf.342 Prof.Dr. Mehmet AYDIN )
“Yahudileri ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan ayetler ya Hazret-i Muhammed döneminde yaşayan ya da kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahudi ve Hıristiyanlar hakkındadır.” (Küresel Barışa Doğru,Sf.45,Fethullah GÜLEN)
“Kur-an’ı Kerim’in bazı ayetleri ve bazı Hadis-i Şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İnciller’e ve Tevrat’a inanan, Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili ayetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanlar’ı değil o dönemin insanlarını bağlar.” (Hoşgörü ve Diyalog İklimi, Sf.155"156 Fethullah GÜLEN)
“Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan Kelime-i Tevhid inancıdır. Hz. Muhammed’i ise kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir. Ehl-i Kitap ile amentüde ittifak halindeyiz.” (Ahmed ŞAHİN, Zaman Gazetesi,17.04.2000)
Yukarıdaki açıklamalarından anlaşılacağı üzere İslam’ın temel esaslarını hiçe sayarak “Ilımlı İslam Projesi”ne taşeronluk edenlerin, Vatikan misyonunun parçalarının temsil ettikleri Din İslamiyet değildir. Kendileri yeni inanç esasları oluşturmuşlardır. İttifak halinde oldukları Vatikan’dır. Ve oluşturdukları inanç esasları Vatikan’ın Dinler arası Diyalog Projesi’nin amentüsüdür.
MİLLİ EKONOMİ MODELİ : 5000 yıllık tarihiyle, 1400 yıllık Türk-İslam Medeniyeti ile ve 82 yıllık Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kıtalarının kesiştiği en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadır. Siyasi, ekonomik ve sosyal çatışmaların merkezinde ve hedefinde olduğu halde, tarihinden ve inancından aldığı güçle dimdik ayaktadır ve aynı zamanda tüm Türk-İslam dünyasının ve dünyanın mazlum milletlerinin son umududur. Saygılarımla..