Random Blog
Join JournalHome.com.
Create your own free blog today.
Create Your Blog
Flag this entry/bog.
It will be manually reviewed.
Report This!

• 2/1/2012 - Bağımsız bir ekonominin önemi

Posted in Unspecified



AB, Avrupa’nın şımarık ocuğu Yunanistan’a resti ekti.

IMF ve AB ilk olarak, Yunanistan’a yapacakları mali yardımın karşılığında, asker sayısını da nemli miktarda azaltmaya gitmesini talep ettiler.

İkinci olarak da, maliye ynetiminin AB’nin bir komiserine devredilmesini istediler.

Yunanistan şu anda ikisini de reddetti. Ancak Başbakan Papadimos, “para bulamazsak iki gn iinde iflas edeceğiz” aıklamasında bulundu.

AB’nin para karşılığı istediği bu siyasi talepler bize Osmanlının kşn başlatan ilk bor alma hadisesini hatırlatmıştır.

Osmanlı devletini savaş meydanlarında yıkamayanlar, masa başında, bor szleşmeleri ile onun sonunu hazırlamışlardır.

İlk defa 1854 yılında kırım savaşı esnasında İngiltere ve Fransa’dan 3 milyon sterlin olarak alınan bor, zaman iinde denemez hale gelecektir.

İlk bor almadan iki sene sonra İngiliz ve Fransızlarla beraber hazırlanarak kabul edilen ıslahat fermanında yabancılara geniş imkanlar tanındığı bilinmektedir.

1881 senesinde kurulan Duyun- Umumiye ile de Maliye İdaresi dış glere bırakılacaktır.

Damga, balık, ttn, tuz, Kıbrıs gmrk vergileri gibi pek ok vergisine el konuldu. Bunlardan daha nemlisi yabancılar Osmanlının i işlerine karışmak hakkını elde ettiler.

Batının bu tutumu bugn IMF ve Dnya Bankası ile devam etmektedir. Bor vererek i işlerine karışma yntemi aynen uygulamaktadır.

Yunanistan rneğinin yanında, gnmzde bağımsız ekonomilerin rneklerine de rastlamak mmkn.

İran Avrupa’ya bağlı olmayan ekonomisi ile AB’nin kendisine uygulayacağı yaptırımlardan hi etkilenmemektedir. Tersine misilleme yapabileceklerini aıkladılar.

AB lkelerine petrol satmayı kesmek, petroln varil fiyatını 150 dolara ykseltmek ve Hrmz Boğazı’nın kapatılması gndemde.

İran, bağımsız ekonomi politikası ile AB ye veya ABD’yi bu misillemeler ile diz ktrebilir.

nk Ortadoğu’dan ihra edilen petroln yzde 35’i Hrmz Boğazı’ndan geerek dnya pazarlarına ulaşmaktadır.

Şu anda Hrmz Boğazı’ndan Irak, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri dnyaya ve Avrupa’ya petrol ihra ediyor. Boğazın kapanması ile bu ihracat kesileceği iin zaten durağanlaşan Avrupa ekonomisi krize girecektir.

Yunanistan rneği dışa bağımlı bir ekonomi ile bağımsız bir lkenin geldiği noktaya; İran ise kendi kaynaklarını değerlendiren ve bağımsız bir maliye politikasına rnek iki lkedir.

İran’ı bu noktaya ıkaran zelliği kreselleşme karşıtı bir ekonomi politikası izlemesidir.

Milli Ekonomi Modeli’nde bizim savunduğumuz bağımsız ekonomi tezi de budur.

lkelerin gerektiğinde her trl mal ve hizmeti retebilme gcne sahip olması, i ve dış harcamalarını borlanmadan temin edebilmesinin adı ve forml olan Milli Ekonomi Modeli srekli bymeyi temin eden, adil bir gelir dağılımını sağlayan ve tam istihdamı oluşturan btnlğ ile i de devamlı ve sağlıklı bir ekonomi dzeni temin eder.

Ancak dışa bağımlılıktan kurtulan ve milli politikalar ile devamlı bir ekonomi dzeni temin edebilmiş lkeler kreselleşme karşısında durabilirler.

Ve de kresel lkelerin tehditleri kendi şartları ile ayakta duran milletleri asla yıldıramaz.
Prof. Dr. Haydar Baş -TUNALIM...

Share |
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb

• 2/1/2012 - Dış açık rekor kırdı

Posted in Unspecified


Dış aık rekor kırdı Trkiye dış ticarette tam bir iflas tablosuyla karşı kaşıya. 2011 yılında Trkiye’nin verdiği dış ticaret aığı 2010 yılına gre yzde 47.7 gibi rekor bir oranda artarak 106 milyar dolara tırmandı

Trkiye İstatistik Kurumu (TİK) ve Gmrk Msteşarlığı işbirliği ile oluşturulan 2011 yılı Aralık ayı geici dış ticaret verileri aıklandı. İhracat 2011 yılında bir nceki yılın aynı dnemine gre yzde 18.5 artışla 134 milyar 954 milyon dolara ykselirken, ithalat yzde 29.8 artışla 240 milyar 833 milyon dolara ulaştı. Dış ticaret aığı bir nceki yılın aynı dnemine gre yzde 47.7 artarak 105 milyar 879 milyon dolar dzeyinde gerekleşti. 2010’da 71 milyar 661 milyon dolar dış ticaret aığı verilmişti. 2011’de ihracatın ithalatı karşılama oranı ise yzde 61.4’ten yzde 56’ya geriledi.

İthalat artışı hızlandı
2011 yılı Aralık ayında, 2010 yılının aynı ayına gre ihracat yzde 5.6 artarak 12 milyar 484 milyon dolara ykseldi. Aralık ayında ithalat ise yzde 0.2 artışla 20 milyar 590 milyon dolara ykseldi. İthalat 2011 yılı Ocak’ta yzde 44.6, Şubat’ta yzde 48.7, Mart’ta yzde 44.1, Nisan’da yzde 40.2, Mayıs’ta yzde 43.3, Haziran’da yzde 41.8 artış gsteren ithalat, Temmuz ayında yzde 31, Ağustos ayında 27.5, Eyll ayında ise 35.5, Ekim ayında yzde 15.1, Kasım’da yzde 8.8 artmıştı.

Aralık’ta aık 8.1 milyar dolar
2011 yılının Aralık ayında dış ticaret aığı bir nceki yılın aynı ayına gre 7.2 azalarak 8 milyar 736 milyon dolardan, 8 milyar 107 milyon dolara ulaştı. 2011 yılının Aralık ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı yzde 57.5’ten yzde 60.6’ya ykseldi.
Ekonomik faaliyetlere gre mal sınıflanması değerlendirildiğinde tarım ve ormancılık ithalatı Aralık ayında bir nceki yılın aynı dnemine gre yzde 4 artarak 741.2 milyon dolar, balıkılık ithalatı yzde 37 artarak 3.5 milyon dolar dzeyinde gerekleşti. Madencilik ve taşocakılığı ithalatı yzde 24.4 artarak 3 milyar 544.5 milyon dolara ıktı. İmalat sanayi ithalatı yzde 4.6 azalarak 15 milyar 323.8 milyon dolara ve diğer ithalat kalemleri yzde 4.7 artarak 977 milyon dolara ykseldi. 2011’de ise tarım ve ormancılık ithalatı bir nceki yılın aynı dnemine gre yzde 37.8 artarak 8 milyar 895.3 milyon dolara, balıkılık ithalatı yzde 46.2 artarak 48.7 milyon dolara, madencilik ve taşocakılığı ithalatı yzde 44 artarak 37 milyar 331.4 milyon dolara, imalat sanayi ithalatı yzde 26.5 artarak 183 milyar 921 milyon dolara ve diğer ihracat kalemleri yzde 37.2 artarak 10 milyar 635 milyon dolara ulaştı. Tarım ve ormancılık ihracatı ise 2011 yılının Aralık ayında bir nceki yılın aynı dnemine gre yzde 6.4 artarak 606.2 milyon dolara ıktı. Balıkılık ihracatı yzde 35 azalarak 16 milyon dolara geriledi. Madencilik ve taşocakılığı ihracatı yzde 3.4 artarak 260.4 milyon dolara, imalat ihracatı yzde 5.6 artarak 11 milyar 534 milyon dolara ve diğer ihracat kalemleri yzde 24.3 artarak 66.4 milyon dolara ykseldi.

Hammadde ithalatı doruğa ıktı
Sermaye malları ithalatı Aralık’ta bir nceki yılın aynı ayına gre yzde 7.4 azalışla 3 milyar 672.4 milyon dolara gerilerken, hammadde ithalatı yzde 4.6 artışla 14 milyar 328 milyon dolara ykseldi. Tketim malları ithalatı yzde 11.1 gerileyerek 2 milyar 537 milyon dolar oldu. 2011 yılının tamamında sermaye malları ithalatı yzde 29.3 artışla 37 milyar 267.7 milyon dolara, hammadde ithalatı yzde 31.7 artışla 173 milyar 135.2 milyon dolara, tketim malları ithalatı yzde 20 artışla 29 milyar 691 milyon dolara ulaştı. Dış ticaret verileri geniş ekonomik grupların sınıflandırılmasına gre değerlendirildiğinde, sermaye (yatırım) malları ihracatı Aralık’ta bir nceki yılın aynı ayına gre yzde 15.4 artışla 1 milyar 424.3 milyon dolara ıkarken, hammadde ihracatı yzde 5.5 artışla 6 milyar 117 milyon dolara ykseldi. Tketim malları ihracatı yzde 2.5 artışla 4 milyar 847.7 milyon dolar oldu. 2011’de sermaye malları ihracatı yzde 20.4 artışla 14 milyar 167 milyon dolara, hammadde ihracatı yzde 20.6 artışla 67 milyar 980 milyon dolara, tketim malları ihracatı yzde 13.5 artışla 52 milyar 251 milyon dolara ulaştı.

İthalatta Rusya lider

Rusya Federasyonu ithalatta ilk sırada yer aldı. Bu lkeden yapılan ithalat yzde 1.5 artarak 2 milyar 546 milyon dolar olarak gerekleşti. Rusya Federasyonu’nu sırasıyla 1 milyar 931 milyon dolarla Almanya ve 1 milyar 775 milyon dolarla in izledi. 2010 Aralık ayında yzde 45.2 olan Avrupa Birliği’nin (AB) ihracattaki payı ise 2011 Aralık ayında yzde 41.7’ye geriledi. AB’ye yapılan ihracat, 2010 yılının aynı ayına gre yzde 2.5 azalarak 5 milyar 209 milyon dolar olarak gerekleşti. 2011 Aralık ayında en fazla ihracat yapılan lke Almanya oldu. Bu lkeye yapılan ihracat 2010 Aralık ayına gre yzde 4.9 artarak 1 milyar 191 milyon dolar olurken, Almanya’yı sırasıyla 933 milyon dolarla Irak, 726 milyon dolarla İngiltere, 573 milyon dolarla ABD, 545 milyon dolarla İtalya takip etti. 2011 Aralık ayında fasıllar dzeyinde en byk ihracat kalemi 1 milyar 452 milyon dolarla, “motorlu kara taşıtları ve aksam paraları” olurken; bu fasılı 1 milyar 114 milyon dolarla “kazanlar, makina ve cihazlar, aletler ve bunların aksam-paraları” 1 milyar 81 milyon dolarla “demir ve elik”, 918 milyon dolarla “elektrikli makina ve cihazlar, bunların aksam-paraları” ve 691 milyon dolarla “rme giyim eşyası ve aksesuarları “ takip etti. ANKA
TUNALIM...

Share |
Technorati Tags:
Filed under:
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb

• 12/20/2011 - AB icin yolun sonu gorundu

Posted in Unspecified

Gencturk

AB’de yaşanan gelişmeler hep Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllar nce yaptığı “AB 15 yıl icinde dağılacaktır” ngrsn doğrular mahiyette.

AB'de ilk kriz Yunanistan'da patlak verdi ama o gnlerdeki yazılarımızda krizin sadece Yunanistan'da olmadığı Almanya, Fransa da dahil btn lkelerde de ciddi sorunlar yaşandığını belirtmiştik. Neticede AB'nin resmi istatistik ajansı Eurostat'ın rakamları da AB'nin son durumunu ortaya koydu ve yıllık 572 milyar Euro'luk bte aığı aıklandı.
Toplamda 30 trilyon doların zerinde dış borca sahip olan AB'nin byle bir aığı kapatabilecek bir zm olmadığı da gzkyor.
Yapılan son AB zirvesinin ana gndemi de buydu. AB, bu bte aığının en azından 286 milyar Euro'sunu halledebilmek iin kemer sıkılması gerektiği zerinde durdu.
Kemer sıkma teklifi AB'nin ykn eken Almanya ve Fransa'dan geldi.
Euro krizinden ıkmak iin sıkı bte disiplini oluşturulması konuşuldu ve ağır yaptırımların bulunduğu "Mali Szleşme" onaya sunuldu.
Mali Szleşme, katı bte kurallarıyla, "kemer sıkma"da birliği hedefliyordu. Szleşmeye gre, Euro Blgesi'nde bte aığı gayri safi yurtii hasılasının yzde 3'n aşan lkeler "otomatik yaptırımlara" maruz kalacak. Hatırlarsanız, bu teklif Sarkozy'e aitti.
Yine bu szleşmeyle para birliğinin yanında katı kuralların yer aldığı "mali birlik" de hedefleniyordu. Para birliğine bile dahil olmayan İngiltere'nin byle bir szleşmeye imza atması zaten dşnlmyordu ve yle de oldu. Mali birliğe hayır diyen İngiltere dolayısıyla siyasi birliğe de hayır demiş oldu. Bu AB zirvesiyle AB'nin en nemli lkesinden biri olan İngiltere AB'den yolları ayırmış oldu.
Yaşanan bu tablodan sonra AB'ye genel olarak bir bakalım. AB'ye ye olan Yunanistan, İtalya, Portekiz, İspanya gibi alt dzey lkeler zaten kendiliğinden dklyor, İngiltere gibi tepedeki lkeler ise zgrlğn kısıtlayıcı sıkı mali politikalara hayır diyerek dklyor.
Dklen dklene… İşin garip tarafı lkelerin byk blmnn ayrı anlaşmayla devam edeceği syleniyor ama işin başındaki Merkel ve Sarkozy'nin son bir haftadır yaptıkları aıklamalara bakılırsa imzalanan Mali Szleşme rk elmaları dkme amalı…
İngiltere kendi rızası ile AB'den koptu ama diğer yelerin byk bir kısmı yaptırımlar devreye girdiği zaman mecburen dklecekler. Eğer AB, mevcut Euro krizinin bir neticesi olarak dağılacaksa, bu Merkel'in ve Sarkozy'nin "AB'yi batıran liderler" olarak tarihe gemesine neden olacak. Onların korkusu bu…
Onlar bu Mali Szleşme'yle mali ıtayı ykselterek AB lkelerinin kendiliğinden dklmesinin yolunu aıyorlar. Dklen lkeler iin "Mali ıtayı aşamadı dkld" diyecekler.
İngiltere'nin nne yle bir szleşme koydular ki İngiltere doğal olarak buna hayır dedi.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar korktukları başlarına gelecek.
286 milyar Euro'luk kemer sıkma demek zaten yok olmaya yz tutmuş AB pazarının tamamen devre dışı kalması demektir. Kemer sıkma politikalarının Yunanistan'da nelere yol atığını grdk, şimdi alınan bu sıkı disiplin kararları Yunanistan'da yaşananların, Almanya, Fransa da dahil tm AB'yi sarması demektir.
Bugn AB'nin başındaki bela kapitalizmin bir neticesidir. Para politikaları yanlıştır ve tketici kesimi devre dışı bırakmışlardır. İmzalanan Mali Szleşme ise Euro krizinin faturasını yine tketiciye kesmektedir.
Gerek AB iin gerekse tm lkeler iin krizden kurtulmanın ve bir daha krize dşmemenin yolu para ve kaynakları yerli yerinde kullanan tketime dayalı tek model Milli Ekonomi Modeli'ni hayata gecirmektir.
Onun dışındaki zmler hic bir lkeyi hibir noktaya gtrmez.


M.ABAS - TUNALIM
Share |
Technorati Tags:
Filed under:
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb

• 9/26/2011 - KURTULUSUN TEK YOLU

Posted in Unspecified

hareketli bayrak resimleri 2 Hareketli Bayrak Resimleri 

 

 

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, "Siyaset sahnesinde yer aldığımız tarihten bu yana 'devletle milletin, siville askerin barışmasından başka çıkar yol yoktur' dedik. Onun için her birimize düşen vazife Yüce Milletini 'bir bilek, bir yürek' yapmaktır" dedi.


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin tarihinin her döneminde Batının tüm karartmalarına rağmen insanlığa hizmet etmiş yüce bir millet olduğunu belirterek, "Türk milleti idaresine aldığı insanlara her dönem hizmet etmiştir. Üstüne yatak, altına yorgan olmuştur. Zulmetmemiştir, eziyet ve çile etmemiştir. İnsanca muamele etmiştir" dedi. Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin ve medeniyetinin özelliklerinden örnekler eşliğinde söz ederek, şunları kaydetti: "Bizim literatürümüzde medeniyet; insanın insanlara insanca davranması, onların ihtiyaçlarını gidermesi, karnını doyurması, sırtını giydirmesi, komşusu açken tok yatmamasıdır. 1071 Malazgirt Muharebesinin ardından dedemiz Alparslan, Anadolu yaylasında bulunan Keldanisine, Rumuna, Yahudisine, Yezdanisine gidiyor. Bu kavimlerin tamamına öyle bir hizmet getiriyor ki, onlar da 'Bu Türkler çok farklı insanlar' diyorlar. Fatih Sultan Cennet Mekan Hazretleri İstanbul'u fethettiğinde şehirdeki Hıristiyan ileri gelenler 'Biz burada papazların külahlarını görmektense, Osmanlı'nın sarığını tercih ederiz' dediler."

Bu bir miras
Bu mirasın dedemiz Alparslan ve onun evlatlarından kalan miras olduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu miras dedemiz Alparslan ve onun evlatlarının mirası. Müthiş bir medeniyet. Kim bunlar? Sarı Saltuk, Şeyh Edebali, Ahi Evran, Dursun Fakih, Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre, Mevlana, Kaygusuz Abdal gibi veliler, hak erleri... Anadolu coğrafyasındaki insanların Türküymüş, Lazıymış, Kürtüymüş, Çerkeziymiş, Arapıymış, Rumuymuş, Yahudisiymiş, hiçbirini ayırmadan gönüllerini ve ellerini onlara açtılar; ceplerinde ve ellerinde ne var onlara hediye ettiler. Zaman geçti Anadolu yaylası öyle bir yeşillendi ki, Allah Allah. Zamanla İsevi ve Museviler 'Biz Türkler gibi Müslüman olacağız' dediler ve Müslüman oldular. Arkasından o Müslüman olan insanlar, 'Biz Türkoğlu Türk'üz' dediler."

Tarihte böyle bir millet yok
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, 'dünyada taşıdığı inancı insanlara muhabbetle gönüllere intikal ettiren bir başka milleti asla tarih kaydetmediğine' dikkatleri çekerek, şunları söyledi: "Onun için Yüce Türk Milleti'ne tarih öyle bir şeref verdi ki, bu millete Cenab-ı Allah 'Allah'ın askerleri' unvanını verdi. Bu millet Anadolu coğrafyasında devrilmesi mümkün olmayan bir medeniyet inşa etti. Bu medeniyet Osmanlı'nın zevaliyle birlikte merhum Mustafa Kemal Atatürk'ün şahsında yeniden ayağa kalktı. Türkiye Cumhuriyeti Medeniyeti, Türk İslam medeniyeti böyle medeni başladı. Dün bu millet neyse, bugün de o millet aynıdır. 11 Haziran'da merhum Mustafa Kemal Atatürk'ü tazim ziyaretinden sonra, Müzeyi geziyoruz. Ne muazzam, ne unutulmaz tarih var Türk milletinde. Ne o, Sakarya Meydan Muharebesi, ne o İnönü Savaşları, ne o Büyük Taarruz, ne o Çanakkale Savaşları... Sen Mehmetçiğimi gör orada, Mehmetçiğimi... Merhum Atatürk'ün kullandığı savaşlar, kılıçlar, tabancalar... Mercekle okunan çok küçük bir Kur'an. Kıyamete kadar devam edecek bir hatıra."

Asıl hedef Türk milleti
Ruhunda bu anlayış olan Yüce Türk Milleti'nin yeniden ayağa kalktığına işaret eden Prof. Dr. Baş, Türkiye üzerine oynanan oyunlara şu sözlerle dikkat çekti: "Zamanımızda devleti millete, sivili askere karşı getirerek sanki farklı bir millet varmış gibi, sanki farklı siyaset Türkiye'ye hakim olmuş gibi devlet millete, sivil askere düşman oldu. -yle değil mi? Siyaset sahnesinde yer aldığımız tarihten bu yana 'devletle milletin, siville askerin barışmasında başka çıkar yol yoktur' dedik. Doğru söylemedik mi? Onun için her birimize düşen vazife Yüce Milleti 'bir bilek, bir yürek' yapmaktır. Sivili askeri, devleti milleti, Lazını, Arabını, Kürdünü, Boşnağını, Yahudisini, Çerkezini, Keldanisini, Ermenisini, Rumunu, Yezdanisini bir bilek, bir yürek yapmaktır. Var mısınız? Dünya bu birlikten, bu tevhitten korkuyor ve ürküyor. İçimizden ajanlar aldılar, bedava asker yaptılar. Bu ajanları o kadar bedava asker yaptılar ki, o kadar paraya kendilerini satacak olduklarını bilseydiniz, o ücreti onlara öderdiniz ve o tarafa göndermezdiniz! Oyun Anadolu coğrafyasına, oyun Türk milletine, oyun Türk devletine... Zannetmeyin ki, orduya ve devlete yapılan yanlış, devlet ve orduyla sınırlıdır. Hedef sizsiniz. Asıl hedef Türk milletidir. Kendisini koruyan zırhı olmayan devletin ayakta durabilmesi mümkün olabilir mi? O halde bu ordu, bu devlet yok olacak ki, bu millet sürü haline gelsin. Oynanan oyun günümüze kadar bu milleti sürü yapma oyunudur. Bu oyunu bozmaya var mısınız?"

Anadolu'da bentler taşıyor
Kendisinin siyaset sahnesine çıktığı andan itibaren milletle özdeşleştirdiğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş, şöyle konuştu: "Hamalım ben, bakkalım ben, çiftçiyim ben, polisim ben, çöpçüyüm ben, işçiyim ben, bakanım ben, başbakanım ben. Ben bu Türk'ün kendisiyim. Ben Türkoğlu Türküm. Anadolu coğrafyası bu imanla birlikte ayağa kalktı, medeniyetin dipdiri kalmasına sebep oldu. Türkiye yeniden inşa ediliyor? Yeni bir Mustafa Kemal geldi. Onun ruhu Türkiye'ye kan ve can verecek, hareket verecek. Mustafa Kemal ne diyor, bu milletin Mustafa Kemalleri bitmez. Bunu iyi bilin. Şimdi korkaklar ve ödlekler o Mustafa Kemal'e karşı amma görecekler, en sonunda sizden olacaklar, teslim olacaklar. Anadolu yaylasında Mehmetçik Yunanla çarpışırken, din adına ortaya çıkan kalpazanlar, Mehmetçiğe eşkıya diyenler bugün nasıl devletin yanında görülüyorsa yarın da benim yanımda görünecekler. Hiç kuşkunuz olmasın. Anadolu öyle geliyor ki, bentler taşacak, kaçmaya vakit bulamayacaklar. Ancak bu milletin merhameti, yine onları yakalayacak, onları adam edecek."

T  U  N  A  L  I  M

 Bağımsız Türkiye Sevdalısı Olmak Şereftir! Bu görüntüler unutulamaz.
Tohum Saç, Bitmezse Toprak Utansın! Hedefe Varmayan Mızrak Utansın! Hey Gidi Küheylan.. Koşmana Bak Sen! Çatlarsan, Doğuran Kısrak Utansın! …
Mehmet Tunabaş:BTP Biga İlçe Başkanı….
Share |
Technorati Tags: ,
Filed under: ,
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb

• 9/16/2011 - KRIZLERE CARE ''Milli Ekonomi Modeli''dir...

Posted in Unspecified

      

VİDEO

   Daha önceki krizi teğet geçti diye millete yutturanlar bu sefer mızrağı çuvalda gizleyemeyeceklerini anlamış olacaklar ki; “kriz geliyor, aman kimse borçlanmasın, kimse gücünden fazla harcama yapmasın” demeye başladılar. -nceleri bazı bakanlar “cari açık bizi etkilemez” diye biraz masal anlatmaya kalkıştılar. Ekonomiden anlayan bazı ilim adamları, canı yanacak sanayiciler ve finans sektöründe bulunan yetkili ağızlar bu sefer işin çok ciddi olduğunu dillendirmeye başlayınca, başladılar hep bir ağızdan “kriz geliyor kriz” şarkılarını söylemeye…
“Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projelerinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ı dinleme ya da bu eserleri okuma fırsatı bulanlar için bu ve benzeri krizler aslında hiç de sürpriz değildir. Çünkü, Sayın Baş en az 15 senedir kapitalizmin vahşi yüzünü ve yakında bu düzen sayesinde dünyanın büyük krizler yaşayacağını söylemektedir. Çözüm için de mutlaka dünyanın “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projelerini uygulamak zorunda olduğunu söylemektedir.
Görmeyen gözlere, duymayan kulaklara, sezmeyen kalplere; görmesi, duyması ve sezmesi için bütün yollar denenmesine, düzenlenen 7 uluslar arası kongreye rağmen, bir türlü anlamak istemeyen milletimize söylenecek söz kalmadı ama gel gör ki batan gemide bizde varız…
Divan Edebiyatı’nın büyük şairi Fuzuli’nin güzel bir sözü vardır; “Söylesem, tesiri yok; sussam gönül razı değil” diye…
Zaman oluyor, bırakın yazı yazmayı; bilgisayarın karşısına geçmeyi bile canımız istemiyor. Zaman oluyor, kalbimizdeki duyguları yazıyoruz, tekrar silip; “Söylesem, tesiri yok” düşüncesine kapılıp; vazgeçiyoruz.
Zaman oluyor, düşüncelerimiz kalbimizde bir yara halini alıyor. Gönlümüz yanardağ misali kaynayıp duruyor. Zaman oluyor, gönül derinliklerinden bir ses; “Tesiri olmasa bile yaz; susmak gönül için ziyandır, bu haline razı değilim” diyor. Bakıyoruz ki; “Sussam, gönül razı değil.” Başlıyorsunuz; konuşmaya, yazmaya… Şimdi benim üzerinde özellikle durmak istediğim şudur. Yıllardır kapitalizmin vahşi yüzünü ortaya koymalarına ve artık bu düzenle yola devam edilemeyeceğini gören, yeni bir ekonomi anlayışına ihtiyaç olduğunu dile getiren, ancak çözüm adına ciddi bir adım atamayan dünya insanlığının korkunç bir kör inadı ya da kötü niyeti ile karşı karşıyayız.
Gözlerinin önünde duran Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli” görmezlikten geliniyor. 7 tane uluslararası kongrede tartışılan, Rusya’dan Çine, Almanya’dan İtalya’ya, 150 ülkede ucundan bucağından kırparak da olsa uygulanmak durumunda olan Modelin sahibini ve modeli duymamak mümkün değil ama bir türlü adını söylemekten imtina edilmektedir. Bu ne inattır bilinmez… Ya da nasipsizlik midir nedir? Rahmetli Celal Mısır Hocamız bir hadise anlatmıştı. O aklıma geldi birden… Paylaşayım efendim; “Bizim komşuda Aliço isminde bir kemancı vardı. Bir gün kapım çalındı ve haber verildi ki Aliço ölmek üzere, son anlarını yaşıyormuş.
“Zahmet olmazsa gelinde ona şahadet telkin edin, dua falan okuyun da ona yardımcı olunuz” dediler… Bizde Aliçonun başucuna geldik, “Aliço Lailaheillalah de” Aliço başladı mırıldanmaya; “gıvgıv da gıvgıv” Ben tekrar ediyorum “Aliço Lailaheillalah de” o gene “gıvgıv da gıvgıv” diyor. Ben ne kadar ısrar ettiysem o hala “gıvgıv da gıvgıv”… Bir ara kızdım ona; “Aliço söylesene” Aliço şöyle bir gözüme baktı ve “onu söyleyemiyrum” dedi…
Ve maalesef Aliço şahadet getiremeden vefat etti. Arkadaşlar, Aliço bunu neden yaşadı biliyor musunuz… O bütün hayatını keman çalmakla geçirdi. İbadet nedir, şahadet nedir bilmedi, öğrenmedi işte ondan son anında şahadet getiremedi”…
Yıllardır vahşi kapitalizmin çarkları arasında öğütülen; faiz, doviz, borç sarmalında boğulan; siyasiler, sanayiciler, esnaflar, büyük patronlar, kurtuluş için mutlaka yeni bir programa, yeni bir modele ihtiyaç olduğunu anlamaya başladılar ama dilleri bir türlü Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projelerine dönmemektedir.
Vahşi kapitalimin ve diğer küresel sömürü düzenlerinin sayesinde son nefesini vermek üzere olan insanlığa bizde rahmetli Celal Mısır Hoca gibi ey falan filan kişiler;
“Milli Ekonomi Modeli de”
“Milli Ekonomi Modeli de”
“Milli Ekonomi Modeli de” mi diyelim… Her şeye rağmen krizlere çare arayanlar, iktisadi problemlere çözüm arayanlar, eğer samimi iseler; “Milli Ekonomi Modeli” de modelin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş da uzakta değil hemen yanı başınızdadır.
U.Kepekçi-TUNALIM (Video)https://picasaweb.google.com/tunalim330/TURKIYEVIDEOLARI?authuser=0&feat=directlink
Share |
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb

• 9/16/2011 - USA becomes Food Stamp Nation but is it sustainable?

Posted in Unspecified

 


(NEWS-REUTERS)Her 7 Amerikalıdan biri aç :Finansal kriz tüm dünyayı vurdu malum, ama en çok ABD’nin fakirlerini vurmuşa benziyor. ABD’de yaklaşık 46 milyon kişi yani her 7 kişiden biri devletten her ay yemek yardımı alıyor. İhtiyacı olanlara yemek yardımı kuponlarla yapılıyor, bu kuponlar sadece yiyecek satan dükkanlarda geçerli oluyor.
Dünyanın 120 ülkesinde askeri üssü bulunan, dünyanın en zenginlerine ev sahipliği yapan bu süper gücün ülkesindeki ekonomik dengesizlik endişe verici boyutlarda seyrediyor.Yazının orjinalini okuyunuz.(((One of every 7 Americans Open))): All the world financial crisis hit the obvious, but it looks like most U.S. fakirlerini vurmuşa. Approximately 46 million people in the United States each month ie food aid from the state is one person out of every 7. Coupons to those who need food assistance is made, these coupons are valid only food stores.

Military base in the world in 120 countries, the superpower that hosts the world’s most wealthy people in the country is watching the economic imbalance worrisome dimensions, read the article.(Reuters) " Genna Saucedo supervises cashiers at a Wal-Mart in Pico Rivera, California, but her wages aren’t enough to feed herself and her 12-year-old son.

Saucedo, who earns $9.70 an hour for about 26 hours a week and lives with her mother, is one of the many Americans who survive because of government handouts in what has rapidly become a food stamp nation.

Altogether, there are now almost 46 million people in the United States on food stamps, roughly 15 percent of the population. That’s an increase of 74 percent since 2007, just before the financial crisis and a deep recession led to mass job losses.

At the same time, the cost doubled to reach $68 billion in 2010 " more than a third of the amount the U.S. government received in corporate income tax last year " which means the program has started to attract the attention of some Republican lawmakers looking for ways to cut the nation’s budget deficit.

While there are clearly some cases of abuse by people who claim food stamps but don’t really need them, for many Americans like Saucedo there is little current alternative if they are to put food on the table while paying rent and utility bills.

“It’s kind of sad that even though I’m working that I need to have government assistance. I have asked them to please put me on full-time so I can have benefits,” said the 32-year-old.

She’s worked at Wal-Mart for nine months, and applied for food stamps as soon as her probation ended. She said plenty of her colleagues are in the same situation.

So are her customers. Bill Simon, head of Wal-Mart’s U.S. operations, told a conference call last Tuesday that the company had seen an increase in the number of shoppers relying on government assistance for food.

About forty percent of food stamp recipients are, like Saucedo, in households in which at least one member of the family earns wages. Many more could be eligible: the government estimates one in three who could be on the program are not.

“If they’re working, they often think they can’t get help. But people can’t support their families on $10, $11, $12 an hour jobs, especially when you add transport, clothes, rent.” said Carolyn McLaughlin, executive director of BronxWorks, a social services organization in New York.

The maximum amount a family of four can receive in food stamps is $668 a month. They can only be used to buy food " though not hot food " and for plants and seeds to grow food.

Presidents Bill Clinton, George W. Bush and Barack Obama all made efforts to raise awareness about the program and remove the stigma associated with it.

In 2004, paper coupons were replaced with cards similar to debit cards onto which benefits can be loaded. In 2008 they were renamed Supplemental Nutritional Assistance Program (SNAP) benefits though most people still call them food stamps.

Despite the bipartisan support for the program in the past, some of the recent political rhetoric has food stamp advocates worried.

Presidential hopeful Newt Gingrich last year derided Democrats as “the party of food stamps”. And Republican leaders in the House of Representatives propose changing the program so that the funding is through a “block grant” to the states, rather than allowing it to grow automatically when needed due to an emergency, such as a natural disaster or economic crisis.

In some parts of the country, shoppers using food stamps have almost become the norm. In May 2011, a third of all people in Alabama were on food stamps " though part of that was because of emergency assistance after communities were destroyed by a series of destructive tornadoes. Washington D.C., Mississippi, New Mexico, Oregon and Tennessee all had about a fifth of their population on food stamps that month.

“Food stamps have traditionally been insulated from politics,” said Parke Wilde, professor of U.S. food policy at Tufts University. “But as you look over the current fiscally conservative proposals, the question is, has something fundamentally changed?”

A LOW WAGE SUPPORT PROGRAM

Over the past 20 years, the characteristics of the program’s recipients have changed. In 1989, a higher percentage were on benefits than working, but as of 2009 a higher percentage had earned income.

“SNAP is increasingly work support,” said Ed Bolen, an analyst at the Center on Budget and Policy Priorities.

And that’s only likely to get worse: So far in the recovery, jobs growth has been concentrated in lower-wage occupations, with minimal growth in middle-income wages as many higher-paid blue collar jobs have disappeared.

And 6 percent of the 72.9 million Americans paid by the hour received wages at or below the federal minimum wage of $7.25 an hour in 2010. That’s up from 4.9 percent in 2009, and 3 percent in 2002, according to government data.

Bolen said just based on income, minimum wage single parents are almost always eligible for food stamps.

“This becomes an implicit subsidy for low-wage jobs and in terms of incentives for higher wage job creation that really is not a good thing,” said Arindrajit Dube, an economics professor at the University of Massachusetts Amherst, whose research shows raising the minimum wage would spur economic activity.

Until a couple of weeks ago Tashawna Green, 21, from Queens Village, New York, worked 25 hours a week at an $8.08 hourly rate at retailer Target. She is on food stamps, and says a good number of her former colleagues are too.

“It’s a good thing that the government helps, but if employers paid enough and gave enough hours, then we wouldn’t need to be on food stamps,” said Green, who has a six-year-old daughter.

Of course, with an unemployment rate over 9 percent, some argue that those with any job at all are lucky.

Millions of Americans whose unemployment benefits have expired have to exist only on food stamps and other government aid, such as Medicaid healthcare support. [nN1E7660K4]

And even with unemployment benefits, said Jessica King, 25, from Portland, Oregon, her family juggles bills to ensure the electricity stays on. They are also selling some belongings on Craigslist to raise funds.

King’s husband Stephen, 30, an electronics assembly worker, lost his job two months ago when she was seven months pregnant with their second child. It was the third time he has been laid off since 2008.

She said she was reluctant, initially, to go on food stamps.

“I felt the way our national debt was going I didn’t want to be part of the problem,” said King, who used to work as a cook at a faith-based non-profit organization.

“But I didn’t know what else to do and I got to a point where I swallowed my pride and decided to do what was best for my daughter.”

(additional reporting by Jessica Wohl in Chicago, editing by Martin Howell in New York)

(Reuters) " Genna Saucedo supervises cashiers at a Wal-Mart in Pico Rivera, California, but her wages aren’t enough to feed herself and her 12-year-old son.

Saucedo, who earns $9.70 an hour for about 26 hours a week and lives with her mother, is one of the many Americans who survive because of government handouts in what has rapidly become a food stamp nation.



Altogether, there are now almost 46 million people in the United States on food stamps, roughly 15 percent of the population. That’s an increase of 74 percent since 2007, just before the financial crisis and a deep recession led to mass job losses.



At the same time, the cost doubled to reach $68 billion in 2010 " more than a third of the amount the U.S. government received in corporate income tax last year " which means the program has started to attract the attention of some Republican lawmakers looking for ways to cut the nation’s budget deficit.



While there are clearly some cases of abuse by people who claim food stamps but don’t really need them, for many Americans like Saucedo there is little current alternative if they are to put food on the table while paying rent and utility bills.



“It’s kind of sad that even though I’m working that I need to have government assistance. I have asked them to please put me on full-time so I can have benefits,” said the 32-year-old.



She’s worked at Wal-Mart for nine months, and applied for food stamps as soon as her probation ended. She said plenty of her colleagues are in the same situation.



So are her customers. Bill Simon, head of Wal-Mart’s U.S. operations, told a conference call last Tuesday that the company had seen an increase in the number of shoppers relying on government assistance for food.



About forty percent of food stamp recipients are, like Saucedo, in households in which at least one member of the family earns wages. Many more could be eligible: the government estimates one in three who could be on the program are not.



“If they’re working, they often think they can’t get help. But people can’t support their families on $10, $11, $12 an hour jobs, especially when you add transport, clothes, rent.” said Carolyn McLaughlin, executive director of BronxWorks, a social services organization in New York.



The maximum amount a family of four can receive in food stamps is $668 a month. They can only be used to buy food " though not hot food " and for plants and seeds to grow food.



Presidents Bill Clinton, George W. Bush and Barack Obama all made efforts to raise awareness about the program and remove the stigma associated with it.



In 2004, paper coupons were replaced with cards similar to debit cards onto which benefits can be loaded. In 2008 they were renamed Supplemental Nutritional Assistance Program (SNAP) benefits though most people still call them food stamps.



Despite the bipartisan support for the program in the past, some of the recent political rhetoric has food stamp advocates worried.



Presidential hopeful Newt Gingrich last year derided Democrats as “the party of food stamps”. And Republican leaders in the House of Representatives propose changing the program so that the funding is through a “block grant” to the states, rather than allowing it to grow automatically when needed due to an emergency, such as a natural disaster or economic crisis.



In some parts of the country, shoppers using food stamps have almost become the norm. In May 2011, a third of all people in Alabama were on food stamps " though part of that was because of emergency assistance after communities were destroyed by a series of destructive tornadoes. Washington D.C., Mississippi, New Mexico, Oregon and Tennessee all had about a fifth of their population on food stamps that month.



“Food stamps have traditionally been insulated from politics,” said Parke Wilde, professor of U.S. food policy at Tufts University. “But as you look over the current fiscally conservative proposals, the question is, has something fundamentally changed?”



A LOW WAGE SUPPORT PROGRAM



Over the past 20 years, the characteristics of the program’s recipients have changed. In 1989, a higher percentage were on benefits than working, but as of 2009 a higher percentage had earned income.



“SNAP is increasingly work support,” said Ed Bolen, an analyst at the Center on Budget and Policy Priorities.



And that’s only likely to get worse: So far in the recovery, jobs growth has been concentrated in lower-wage occupations, with minimal growth in middle-income wages as many higher-paid blue collar jobs have disappeared.



And 6 percent of the 72.9 million Americans paid by the hour received wages at or below the federal minimum wage of $7.25 an hour in 2010. That’s up from 4.9 percent in 2009, and 3 percent in 2002, according to government data.



Bolen said just based on income, minimum wage single parents are almost always eligible for food stamps.



“This becomes an implicit subsidy for low-wage jobs and in terms of incentives for higher wage job creation that really is not a good thing,” said Arindrajit Dube, an economics professor at the University of Massachusetts Amherst, whose research shows raising the minimum wage would spur economic activity.



Until a couple of weeks ago Tashawna Green, 21, from Queens Village, New York, worked 25 hours a week at an $8.08 hourly rate at retailer Target. She is on food stamps, and says a good number of her former colleagues are too.



“It’s a good thing that the government helps, but if employers paid enough and gave enough hours, then we wouldn’t need to be on food stamps,” said Green, who has a six-year-old daughter.



Of course, with an unemployment rate over 9 percent, some argue that those with any job at all are lucky.



Millions of Americans whose unemployment benefits have expired have to exist only on food stamps and other government aid, such as Medicaid healthcare support. [nN1E7660K4]



And even with unemployment benefits, said Jessica King, 25, from Portland, Oregon, her family juggles bills to ensure the electricity stays on. They are also selling some belongings on Craigslist to raise funds.



King’s husband Stephen, 30, an electronics assembly worker, lost his job two months ago when she was seven months pregnant with their second child. It was the third time he has been laid off since 2008.



She said she was reluctant, initially, to go on food stamps.



“I felt the way our national debt was going I didn’t want to be part of the problem,” said King, who used to work as a cook at a faith-based non-profit organization.



“But I didn’t know what else to do and I got to a point where I swallowed my pride and decided to do what was best for my daughter.”

(additional reporting by Jessica Wohl in Chicago, editing by Martin Howell in New York)
Share |
Technorati Tags:
Filed under:
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb

• 9/16/2011 - Avrupa Birliği'nin sonu yakın gibi

Posted in Unspecified

 




Almanya’da Euro kurtarma fonu ile ilgili tartışmalar sürüyor.
Almanya Başbakanı Merkel, başta Yunanistan olmak üzere borçlu ülkeleri uyararak bu ülkelerin ev ödevlerini yapmalarını istedi. Avrupa'da borç krizinin sürmesi halinde Almanya'nın son çare olarak başta Yunanistan olmak üzere bazı ülkelerin Euro'dan çıkmasını isteyebileceğine işaret ediliyor
Memur-Sen Ağustos ayı açlık-yoksulluk araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre, 4 kişilik ailenin açlık sınırı 985 TL, yoksulluk sınırı ise 2 bin 698.8 TL olarak hesaplandı. Ağustos ayında fiyatı en çok artan ürün ise yüzde 19.09'luk artışla limon oldu. Ağustos ayında Temmuz ayına göre gıda madde fiyatlarında ortalama yüzde 1.03'lük artış olarak gerçekleşirken, Temmuz ayına göre en göze çarpan değişim yüzde 19.09 artışla limon, yüzde 10.33 artışla salatalık, yüzde 10.27 artışla kuru sarmısak, yüzde 9.10 artışla kümes hayvanları, yüzde 8.74 artışla kabak ve yüzde 8.48 artışla yeşil soğan fiyatlarında gözlendi. Bununla birlikte gıda madde fiyatlarında Temmuz ayına göre yaşanan fiyat düşüklüğü, yüzde 16.32 ile elma, yüzde 9.34 ile patlıcan, yüzde 5.49 azalışla hazır çorbalar ve yüzde 4.46 azalışla kuru kayısı fiyatlarında tespit edildi. Memur-Sen tarafından yapılan araştırmaya göre, giyim ürünlerinde, Temmuz ayına göre ortalama yüzde 2.22'lik bir azalış yaşandı. Giyim madde fiyatlarında yüzde 7.57 ile en çok azalış tişört, yüzde 6.34 azalış kadın tişörtü, yüzde 6.22 azalış ile de kadın gömleği fiyatlarında gözlendi. En göze çarpan fiyat artışı ise, yüzde 1.46 artışla çocuk çorabı, yüzde 0.73 artışla tamir ücretleri, yüzde 0.64 artışla kadın ayakkabısı tamiri ve yüzde 0.58 artışla erkek ayakkabısı tamiri ücretlerinde oldu.

Her alanda fiyatlar arttı
Isınma madde fiyatlarında ortalama yüzde 1.14'lük bir artışın yaşandığı Temmuz ayında, aydınlanma madde fiyatında herhangi bir değişim gözlenmedi. Temmuz ayında ayrıca, barınma madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.23, sağlık madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.18, ulaşım madde fiyatlarında ortalama yüzde 1.31, temizlik madde fiyatlarında ortalama değişim yüzde 0.23, eğitim-kültür madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.79, çevre ve su madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.34'lük bir artış yaşanırken, haberleşme madde fiyatlarında ise ortalama yüzde 0.24'lük bir azalış gözlendi.İtalya'ya rekor borç faizi:İtalyan ekonomisine duyulan güvensizlik yüzünden ülkenin borçlanma maliyeti yine rekor kırdı.Hükümet piyasaya beş yıllık tahviller sürerek 3,85 milyar euro toplamayı başardı.Ancak bu arada borç faizlerinin yüzde 4,93'ten yüzde 5,6'ya yükselmesini engelleyemedi.

Halen 1,9 trilyon euro borcu olan İtalya'nın yıl sonuna dek 70 milyar euro bulması gerekiyor.

İtalyan yetkililerin bu amaçla Çin'in en büyük kamu yatırım kuruluşu CIC ile geçen aydan beri görüştüğü bildiriliyor.

Son görüşmenin geçen hafta Roma'da, Maliye Bakanı Giulio Tremonti ile Çin Yatırım Şirketi CIC'in Başkanı Lu Civei arasında yapıldığını İtalyan hükümeti de doğruladı ancak ayrıntılara girmedi.

Financial Times gazetesine göre görüşmelerde "stratejik" İtalyan şirketlerinde yatırım konusu da ele alındı.

Gazete görüşmelerin devam edeceğini bildirdi.

CIC'in yatırım portföyünün 400 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor.

Çin'in kararı kilit önemde
Ekonomi muhabirimiz Andrew Walker dev bir döviz rezervi biriktiren Çin'in, Avrupa'daki borç krizinde önemli rol oynayacak mali güce fazlasıyla sahip olduğunu hatırlatıyor.

Çin'in kârlı yatırım ihtiyacı içinde olduğunu vurgulayan muhabirimiz, bundan önce de euro bölgesinden liderlerin Pekin'in kapısını çaldığına dair haberler geldiğini anımsatıyor.

Walker "Eğer Çin büyük miktarda İtalyan tahvili almayı kabul ederse hükümetin borç maliyeti azalabilir. Bu da hayati öneme sahip. Faizin oranı, borçların ödenip ödenemeyeceğini belirleyen faktör olabilir." diyor.

Çin halen ABD'ye ciddi miktarda borç vermiş durumda.

Avrupa'daki krizde de büyük bir rol oynayabileceğinin sinyalleri, Çin'in artan ekonomik nüfuzunun habercisi.

Ancak muhabirimiz Walker'a göre Çin henüz İtalya'ya yardım edeceğini açıklamadı.

Hatta yardım etmeyeceğini öne süren bir haber, piyasalarda düşüşlere yol açtı.

Geçmişte Avrupa Merkez Bankası'nın İtalya'ya yardımcı olmak amacıyla tahvillerini aldığı biliniyor.

Ancak bugünkü son alıma katılıp katılmadığı açıklanmadı.
Merkel'den Yunanistan korkusunu yatıştırma çabası:Almanya Başbakanı Angela Merkel, piyasalardaki Yunanistan'ın borçlarını ödeyemeyeceği endişelerini yatıştırmak amacıyla bir açıklama yaparak "Euro bloku birbirine arka çıkmalı" dedi.Merkel bir Alman radyosuna verdiği mülakatta Yunanistan'ın çökmesinin ve eurodan ayrılmasının domino etkisi yaratacağını söyledi.

İlgili HaberlerBorsalarda Yunanistan kaygıları OECD'den Yunanistan'ı 'cesaretlendiren' açıklamaYunanistan'da köy hayatı krize panzehir olabildi mi?İlgili KonularAvrupa Birliği, Almanya, Angela Merkel, Ekonomi, Küresel Mali KrizMedyada çıkan bazı haberlerde Almanya'nın, Yunanistan'ın euro bölgesinden çıkma olasılığı için hazırlık yaptığı öne sürülmüştü.

Yunanistan'ın borcunu ödeyemeyeceği kaygıları dün piyasalarda düşüşlere yol açmıştı.

Piyasalar bugün de çalkantılı seyrediyor. Fransa'nın Yunanistan'a büyük miktarlarda borç vermiş olan bankalarıyla ilgili kaygılar yüzünden Cac endeksi %1,8 düştü.

Bu bankalardan BNP Paribas'nın hisseleri yüzde 8 değer kaybetti.

Angela Merkel, RBB radyosundaki söyleşide "Başlıca önceliğimiz kontrolsüz bir ödeyememe durumunu engellemektir çünkü bu yalnızca Yunanistan'ı etkilemekle kalmaz, herkesi - ya da en azından birkaç ülkeyi birden - vurma tehlikesi çok büyük." dedi ve devam etti:

"Ben tavrımı açıkça ortaya koydum: Euro bölgesini siyaseten bir arada tutmak için ne gerekiyorsa yapılmalı. Yoksa kısa sürede domino etkisi görürüz."

Merkel ayrıca Yunan hükümetinin kamu finansmanını rayına oturtmak için elinden geleni yaptığına inandığını söyledi.

Almanya Ekonomi Bakanı Philipp Rösler hafta sonunda Yunanistan'ın borçlarını ödeyemeyeceği açıklamasının kontrollü bir şekilde yapılması gerektiğini söylemiş, bu açıklama üzerine dünya borsaları düşüşe geçmişti.

Piyasalar bu sabah Çin'in İtalyan tahvillerini satın alabileceği beklentileri sayesinde biraz toparlandı.

Ancak daha sonra Yunanistan kaygıları ağır bastı.
Kaynak:BBC Türkçe Haber-TUNALIM
Share |
Technorati Tags: ,
Filed under: ,
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb

• 8/10/2011 - Ekonomik kriz mi geliyor?

Posted in Unspecified

 

 Ekonomik kriz kapıda görünüyorEkonomik kriz kapıda görünüyor


Küresel ekonomik kriz dünyayı sarmışken başbakan Erdoğan açık ve net konuşmuştu: “Bize etkisi olmadı. Teğet geçti!”
“Var olan kriz” teğet geçmişti.
Şimdi ise şöyle diyor başbakan:
“Batıda, Avrupa’da kriz olabilir ama biz hazırlıklıyız. Daha önce teğet geçecek dedim şimdi teğet geçeceğe benzemiyor.”
Sadece başbakan değil başta Mehmet Şimşek olmak üzere ekonomi yönetimine yön verenler de koro halinde “kriz geliyor kriz” diye türkü tutturdular.
Garip değil mi: Şu anda Avrupa’da bir ekonomik kriz yok ama olmayan kriz eğer meydana gelirse bizi de teğet geçmeyecek!
Oysa “olan” küresel ekonomik kriz bizi teğet geçmişti.
Nasıl mı oluyor bu çelişki?
Minareyi çalan kılıfını hazırlıyor. Türkiye çok ciddi bir krizin eşiğine doğru yuvarlanıyor. Buna da bir kılıf arıyorlar: Bakın işte Avrupa’da kriz var! Pardon! Kriz olacak! Avrupa’da meydana gelecek kriz bizi de vuracak!
Oysa Türkiye’ye telaş yaratan ekonomik tablonun sebebi Avrupa değil.
Bir: 12 Haziran seçimlerini kazanmak için bütçenin delik deşik edilmesi.
İki: Cari açığın Cumhuriyet tarihinin en büyük rekoruna ulaşması.
Üç: Ekonomideki göreceli rahatlığın sadece düşük tutulan döviz kuruna bağlı olması ve dövizin patlaması ile rehavetin de doğal olarak patlaması krizin, bağıra çağıra “geliyorum” demesinin doğal sebepleri.
Bakın kısa süre önce ne yazmıştık:
“BDDK tarafından yapılan açıklamada vatandaşın bankalara olan borçlarındaki artışa dikkat çekilerek alınacak bir dizi tedbirden bahsedildi. Cari açıktaki endişe verici artışın da ekonomi yönetimini hayli rahatsız ettiği gözleniyor.
Demek isterim ki bizim çok uzman ekonomi yöneticileri uygulayacakları yeni dönem kemer sıkma politikalarını Yunanistan krizine bağlayacaklar.
Yunanistan’da pişip bize düşecek.
“Ne yapalım, Yunanistan’da kriz var, bizi etkilemesi doğal” safsatasına inanacak o kadar çok insan var ki bu ülkede.”(24..06.2011, Yeni Mesaj Gazetesi)
“Cari açık cart dedi” başlıklı yazımızda da şunları yazmıştık:
“Seçimlerden sonra ekonominin durumuna dair en felaket dolu veri, cari açıkla ilgili geldi. Nisan ayında cari işlemler açığı 7. 68 milyar dolar oldu.
TUİK’in açıkladığı bilgilere göre Türkiye’nin cari işlemler hesabı açığı, yılın ilk 4 ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 113,82 artarak, 29 milyar 642 milyon dolar oldu. Yıllıklandırılmış cari açık ise Nisan sonu itibariyle 63.4 milyar dolar.
Bu ne anlama geliyor?
Bu şu anlama geliyor: Türkiye’de ithal mallar yerli mallardan çok kullanılıyor. Türkiye’ye giren dövizden fazla döviz çıkıyor. Cari açığın sürekli artması çok ciddi bir tehlike. Her ne kadar bazıları, önemli olanın cari açığın finanse edilebilirliği olduğunu söylüyorlarsa da Türkiye açısından böyle bir durum yok. Kaynağı belli olmayan paralarla bugüne kadar durumu idare etmeye çalışanlar şimdi panik içinde.
1994 ve 2000 yılındaki krizlerin çok daha katmerlisini ekonomik verileri önümüzde.
Daha fazla gizlemelerine imkân yok. (04.07.2011, Yeni Mesaj Gazetesi)
Olay budur yani!
M.Bayraktar-TUNALIM...
Share |
Technorati Tags:
Filed under:
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb

• 7/9/2011 - HADISELERI DOGRU OKUYABILMEK

Posted in Unspecified

 

Uğur Kepekçi Uğur Kepekçi

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun Aziz Milleti, tarihinde hiç bu kadar sıkıntılı ve karmaşık bir hâl almamıştı. Dışta ve içte devletin resmi bir ideolojisi kalmamış, devleti devlet yapan, milleti millet yapan değerler yok olmuş, kırmızı çizgileri silinmiş, rotası şaşmış, küresel dalgalara teslim olarak batma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış bir vaziyet arz etmekteyiz. İşin en vahim tarafı, manzara böyle iken yaklaşan tehlikelerden çoğunluğun haberi yok, vatandaşlar sadece kendi gününü kurtarma sevdasına düşmüştür. Yöneticiler de tiyatro oynamakla meşgul…

Birileri görmezden gelse de son zamanlarda işler rayında yürümüyor. Demokratik açılım, anayasa değişiklikleri, yargı ve asker üzerinde oynanan oyunlar, seçim oyunları, sınav yolsuzlukları, BOP kapsamında bölgede üstlendiğimiz taşeronluk ve yansımaları, velhasıl tabir yerinde ise binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete doğru...

Milli ve dini bütünlüğümüz üzerinde oynanan oyunlar ve yapılan yanlışlar sayesinde milletimiz kendi içinde ayrışmış. Hem içerde hem dışarıda ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamayan bir görünüme düşmüşüz. Ne Türk dünyasında, ne İslam aleminde, Türkler artık güven vermiyor. Halklar, söylenenin aksine bize düşman kesilmektedir.

Milletimize yaraşan sağlam bir duruş sergileyemeyen ve küresel güçlerin taşeronluğuna soyunan teslimiyetçi bir zihniyetin sonu bu olsa gerektir…
Çevremizde cereyan eden hadiseleri doğru okuyabilmek için milli kimliğimizi iyi tespit etmek ve kendi değerlerimize uygun bir bakış sergilemek zorundayız.

Millet olmak, tarih sayfalarında asırlarca kalabilmek, her topluluğa nasip olmaz… Millet olmak, köklü bir inancı ve ondan esinlenen, sağlam bir kültürü gerektirir. Milletlerin sürekliliğini sağlamak için bu olmazsa olmaz şarttır…
Aranılan bu vasıfları üzerinde taşıyan, ender milletlerden biri ve en önemlisi Türk Milletidir…

Büyümüşüz, küçülmüşüz, yıkılmışız, dağılmışız amma, ne kadar olumsuz şartta olursak olalım, mutlaka tekrar ayağa kalkmasını bilmiş, “devlet-i ebed müddet” (devletin ilelebet payidar kalacağı) mantığını asla kaybetmemişizdir. Türkün tarihinde hemen her döneme bu mantık hâkim olmuş, bu büyük düşünüş, devletin sürekli ayakta kalmasını sağlayan büyük bir inanç halini almıştır…

İkinci dünya savaşıyla sıcak savaşların ağır faturasını ödeyen devletler, sömürge ve işgal fikriyatını soğuk savaşlara, masa başı entrikalarına taşımış ve şeytanca bir plan olarak da küreselleşme tuzağını oluşturmuşlardır. Küreselleşme mantığıyla “yenidünya düzeni” adı altında “dışı kalaylı, içi vayvaylı” barış ve hoşgörü yalanlarıyla insanları kandırarak tezgâhlar işletilmiş, devlet millet farkı gözetmeksizin herkesin barış ve huzur içinde birlikte yaşayabileceği, böylece dünya barışının sağlanacağı yalanı ortaya atılmıştır.

Ne var ki bu yöndeki çabalar ve atılan adımlar, güçlü ve zengin olan süper devletlerin menfaatleri doğrultusunda, güçsüz ama yer altı ve yerüstü zenginlikleriyle bezenmiş devletlerin, köleleştirilme ve işgal planları bu çerçevede gerçekleştirilmiştir…

Milletimiz, küresel güçlerin oyununa gelerek, inanç ve kültür değerlerini göz ardı etmeye başlayınca, kırılma noktası burada gerçekleşmiştir. Milletimizin harcı olan bu değerler ihmal edilince, şu an yaşananlar mukadder hale gelmiştir. Milleti bir arada tutan değerler bir bir ortadan kalkmaya başlayınca, sağlam ve kalın bir halatın tel tel kopuşu, tel tel ayrışması gibi Milletimiz de çeşitli bahanelerle ayrışmaya başlamış, şu anki halimiz, küresel güçlerin istediği kıvamda, işgal ve sömürge olmaya hazırlanmaktadır…

İçerde ve dışarıda güçlü bir yapının oluşması için bölgemizde çözümün adresi olabilmek ve bu gidişe dur diyebilmek için birleştirici unsur olan “dini ve milli değerler” mutlaka dikkate alınmalıdır. Yoksa birleştiricisi, yapıştırıcısı olmayan hiçbir şeyi yan yana tutamazsınız. Fertler de böyledir, Milletler de böyledir…



Bu fikirler doğrultusunda Prof. Dr. Haydar Baş’ın; “Dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzdür, Milli bütünlüğümüz dini bütünlüğümüzdür” tespitinin ne kadar büyük öneme haiz olduğunu daha iyi idrak etmekteyiz....U.Kepekçi-TUNALIM...
Share |
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb

• 3/23/2011 - Ortadoğu’daki isyanlarda AKP hükümetinin rolü

Posted in Unspecified

 

Dış destekli isyanların başarısızlıkla sonuçlandığını gören batılı güçler Libya hükümetinin ateşkesine rağmen Libya'ya savaş açtı.Şimdilerde Nato'ya ait Konya üssünden Libya'nın vurulacağı konuşuluyor...

 


Siyasilerimiz Mısır, Tunus ve Libya’da yaşanan kargaşalar sanki Türkiye’de yaşanmayacakmış gibi davranıyorlar. Halbuki BOP haritasına baktığımızda rejimleri ve sınırları değişecek ülkelerin arasında Türkiye de var. Hatta siyasilerimiz daha da öteye gidiyorlar ve Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da çıkan isyanların öznesi olduklarını söylüyorlar.
Başbakan Erdoğan Çanakkale’deki anma töreninde bakın neler söylüyor. Erdoğan, “bugün bu coğrafyada tarihin yeniden yazıldığını, Türkiye’nin öncülüğünde halkların hak ve özgürlükleri için mücadele ettiklerini” belirtti.
“Türkiye’nin öncülüğünde” ifadesi oldukça dikkat çekici…  Erdoğan konuşmasının devamında, “Bu mücadele, hepimizin ortak mücadelesidir. Biz bu değişimin seyircisi değil, öznesi, sesi, sözcüsüyüz. Onların talebi bizim talebimizdir” dedi.
Mısır, Tunus, Libya ve diğer İslam ülkelerinde çıkan isyanların öznesi olmak…
Bu esasen Batının çıkarları doğrultusunda gelişen kargaşaları biz çıkarttık anlamına gelmiyor mu? Yani 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda bizim yanımızda olan ve bize askeri malzeme desteği sağlayan tek ülke Libya’nın lideri Kaddafi’yi biz mi devirmeye çalışıyoruz?
Şu geldiğimiz noktaya bakın. Tarihte bu coğrafyanın insanına birlik ve beraberliği doya doya yaşatan bir neslin torunları bugün bu coğrafyada ayrışmayı körüklüyor, ülkelerin rejimlerinin ve sınırlarının değişmesinde “özne” olarak aktif rol oynuyor.  Başbakan bir taraftan da Libya lideri Kaddafi’ye “değişime direnme!” ikazında bulunuyor. Yani Başbakana göre Kaddafi, tezgahlanan ve halk ayaklanması süsü verilen bu kirli ve bölme amaçlı BOP oyununa boyun bükmeli, görevini, milletini ve devletini derhal terk etmeli.
Başbakan’ın “değişim” dediği şeyse gerçekte BOP kapsamında bulunan İslam ülkelerinin ABD ve İsrail’in talepleri doğrultusunda ve İsrail’e karşı duramayacak bir şekle bürünmesi, ileride de yenir yutulur bir lokma haline gelmesi… Başbakan BOP’ta eşbaşkan ve doğal olarak kendisine verilen misyonu yerine getiriyor. Ama şu bir gerçek ki bunun, Türk milletinin milli menfaatleri ile uzaktan yakından bir lakası yok.
Gelelim BM’nin askeri müdahale kararına ve Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün verdiği desteğe… Sayın Gül, BM’nin aldığı yaptırım kararı ve de askeri müdahale kararı için “şimdi uluslar arası bir meşruiyet söz konusu” dedi. Sanki böyle bir askeri operasyonu hevesle beklermiş gibi… Burada sorulması gereken soru şu, BM’nin bugüne kadar aldığı ve uyguladığı kararlar ne kadar meşrudur ki bu meşru olsun? BM’de söz sahibi olan ülke kim? ABD. Peki, BM’nin denetçileri tarafından defalarca yayınlanan “Irak’ta kitle imha silahı yok” raporlarına rağmen, kitle imha silahları var yalanıyla Irak’a bombalar yağdıran kim? ABD. Sırf bu olayı bile baz aldığımızda BM’nin hiçbir meşruiyeti kalmamıştır.
Başka bir örnek: Hatırlarsanız, İsrail, iki askeri kaçırıldı diye Lübnan’ın sivil bölgelerini defalarca bombalamıştı. Bu sıralarda BM’den ses seda yok. Ne zaman ki Hizbullah İsrail’e saldırmaya başladı, İsrail geri çekilmek sorunda kaldı, hemen ABD’nin talebiyle BM devreye girdi ve İsrail’le Lübnan arasına bir tampon bölge oluşturuldu. İşin ilginç tarafı da bu tampon bölgede İsrail’i koruma görevi de Türk askerine verildi. BM için Lübnanlı Müslümanların katledilmesi önemli değil ama İsraillilerin burnunun kanamasına bile tahammül yok.
Fazla uzağa gitmeye gerek yok, Bosna’da Srebrenitsa katliamında BM’nin koruması altında bulunan Boşnak 8 bin sivili Sırplara katletmek için teslim eden irade kim? BM.
Hangi meşruiyetten bahsediyorsunuz?
Bugün Libya lideri, dış güçlerin devlete karşı tahrik ettiği isyancıları bastırmaktadır ve her bağımsız ülke gibi bu onların hakkıdır. Zorbalıktan ve zulümden bahsediyorlarsa bence bu gerekçelerle askeri olarak ilk müdahale edilmesi gereken ülke Libya değil, ABD ve İsrail’dir. Irak’ta, Afganistan’da, Gazze’de yapılanlar ortada…

M.Çabas-TUNALIM
Share |
Share and enjoy
  • Digg
  • del.icio.us
  • DZone
  • Netvouz
  • NewsVine
  • Reddit
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • YahooMyWeb